ANAYASA MAHKEMESİNİN İSTİNAFA BAKIŞI

Bu makalede Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu bir karar istinaf kanun yolu bakımından incelenecektir. Verilen bir bozma kararının hukuka aykırılığı değerlendirilecektir.

Anayasa mahkemesinin kararına göre ;

Başvurucu, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucunun istinaf başvurusu, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) tarafından duruşma açılmaksızın incelenmiş; hükmün kısmen bozulmasına, hükmün bir kısmı yönünden ise istinaf başvurularının esastan reddine 9/12/2021 tarihinde karar verilmiştir. İstinaf Dairesi kararında, başvurucunun katılan E.Ç.ye yönelik silahla kasten yaralamaya azmettirme suçu ile mağdur S.A. ve S.M.ye yönelik nitelikli yağma suçuna ilişkin olarak yapılan değerlendirmeler şu şekildedir:

“6-) Katılan [E.Ç.ye] yönelik kasten yaralama suçu yönünden;

Katılan [E.Ç.nin] kovuşturma aşamasındaki beyanları, hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık [D.Ö.nün] soruşturma aşamasındaki beyanı, katılanın darp edildiği görüntülerin sanık [D.Ö.] tarafından sanık Ömer Oral’a [başvurucu] gönderilmiş olduğunun sabit olması ve kasten yaralama suçundan haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıklar [D.Ö.] ve [S.Y.nin] sanık Ömer Oral ile dosya kapsamına yansıyan irtibatı bir arada değerlendirildiğinde; sanık Ömer Oral’ın katılan [E.Ç.ye] yönelik kasten yaralama suçuna azmettirici sıfatıyla katıldığı gözetilerek hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

7-) Mağdur [S.A.ya] yönelik yağma suçu yönünden;

Mağdurun olayın hemen akabinde kollukta alınan 24.05.2019 tarihli beyanında; ‘…Ömer Oral ile 23.05.2019 günü saat 12.30 sırlarında Ünye merkezde buluşup İnkur mahallesi ÇET Dağı kamp alanına kahverengi cip tarzı bir araçla gittik, orada bana bir bıçak gösterdi ve ‘bununa senin yüzünü kazıyıp hiçbir erkeğin sana bakmamasını sağlayacağım’ dedi. Daha sonra kendi telefonunu ve benim telefonumu zorla alarak Ünye’den taksi çağırıp ona verdi. Bu aracın plakasını göremedim, şoförün isminin [K.] olduğunu duydum. Telefonu verdikten sonra saat 14.30 sıralarında mesire alanından çıkarak Ömer ve şoförü [O.] ile birlikte başka bir köy evine gittik, beni bu eve zorla getirdi ve getirdikten sonra bağırmayayım diye ağzımı bantladı. Bu evde benim zorla çantamı, cüzdanımı, kimlik ve ehliyetimi, paramı, hesap tarlarımı beni itekleyerek aldı.’ şeklinde beyanda bulunduğunun anlaşılması karşısında; mağdurun anılan ifadesinde zorla alındığını beyan ettiği cep telefonuna ilişkin HTS kayıtlarının suç öncesi ve sonrasını da kapsayacak şekilde celp edilerek mağdurun telefonunun zorla alındığını ileri sürdüğü tarihten sonra kullanılıp kullanılmadığı, kullanılmış ise kim tarafından kullanıldığı tespit edilip söz konusu cep telefonunun akıbeti de belirlendikten ve yararlanma kastının bulunup bulunmadığı da değerlendirildikten sonra sonucuna göre sanık Ömer Oral’ın mağdur [S.A.ya] yönelik yağma suçu yönünden hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilemeden, yazılı şekilde sanık Ömer Oral hakkında beraat kararı verilmesi,

9-) Katılan [S.M.ye] yönelik yağma suçu yönünden; her ne kadar katılan [S.M.ye] yönelik bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla cebir veya tehdit uygulandığına ilişkin dosya kapsamında yeterli delil bulunmamakta ve bu bağlamda yağma suçunun oluşmadığı anlaşılmakta ise de; katılanın aşamalardaki beyanları, sanıkların savunmaları, tanıklar [E.A.] ve [A.M.] ile mağdurlar [A.B.] ve [N.B.] beyanları, Ünye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/553 Esas sayılı (bozma sonrası 2019/125 Esas) dosyası, Ünye İcra Müdürlüğü’nün 2018/2248 Esas sayılı dosyası, Beyoğlu 25. Noterliği’nin 09.01.2019 tarih ve 1349 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanıklar [E.A.] ve [A.A.nın] azmettirmesi ve katılımları ile sanıklar Ömer Oral ve [Ö.G.nin], katılan [S.M.yi] Ünye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/553 Esas (bozma sonrası 2019/125 Esas) sayılı dosyasından feragat etmesi konusunda tehdit ettikleri, bu bağlamda sanıklar [E.A.][A.A.], Ömer Oral ve [Ö.G.nin] ek savunma verilmek suretiyle katılan [S.M.ye] yönelik tehdit suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı… olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

Bozma kararları… yönünden 5271 sayılı CMK’nın 286/1-2.madde ve fıkraları uyarınca KESİN… 

5271 sayılı Kanun’un “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;

e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

f) (Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,

Karar verir.

2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.”

"He ne kadar ilk derece mahkemesinin mağdure [R.N.ye] yönelik müsnet suçtan dolayı sanık hakkında tayin ettiği 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının miktarı itibarıyla temyize tabi olmadığı şeklinde tebliğnamede görüş bulunmakta ise de, adı geçen mağdureyle ilgili sanık hakkında verilen 07.03.2017 tarihli beraat kararının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince üzerine beraat hükmünün hukuka aykırı olarak mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükmünün mahkumiyet veya mahkumiyet hükmünün beraat olması gerektiği yönünde bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkumiyet hükmünün temyizi kabil olduğu kabul edilerek gereği görüşüldü..."(Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 4/3/2021 tarihli ve E.2018/6371, K.2021/1851)
"Sanıklar [Y.] ve [S.] haklarında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan verilen 21.12.2020 tarihli beraat kararlarının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince sanıklar haklarında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan değerlendirme yapılması gerektiğinden bahisle bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükümlerinin aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükmünün mahkumiyet veya mahkumiyet hükmünün beraat olması gerektiği yönünde bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların İlk Derece Mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkumiyet hükümlerinin de temyizi kabil olduğu belirlenmiştir."Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22/6/2023 tarihli ve E.2023/2981, K.2023/4580 
"İnegöl 5. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan verilen 21.09.2018 tarihli beraat kararının, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesinden sonra anılan karara direnme yetkisi olmayıp, kanunen uyma zorunluluğu bulunan mahkemece bozma kararı doğrultusunda sanığın icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 17.11.2021 tarihli ve 2020/292 Esas, 2021/718 sayılı Kararın verildiği, somut olayda hükmün gerekçe içermemesi ve hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hallerinden birinin bulunmamasına ve Bölge Adliye Mahkemesince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-(e-f) maddelerinde düzenlenen durumların söz konusu olmamasına rağmen kararın hukuka aykırı olarak bozulup ilk derece mahkemesine gönderildiği, bu kararın 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesine göre Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, bu şekilde verilen hükmün ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağı, bu itibarla mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda kurulan yeni hükmün 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyizen incelenmesinin Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde düzenlenen hak arama özgürlüğünün doğal bir sonucu olduğu tespit edilmekle..."Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18/4/2024 tarihli ve E.2022/5322, K.2024/4330 
"... Her ne kadar ilk derece mahkemesinin katılana yönelik müsnet suçtan dolayı sanık hakkında tayin ettigi 3 yıl 10 ay 20 günlük hapis cezasının miktarı itibarıyla temyize tabi olmadığı görülmekte ise de, sanık hakkında verilen beraat kararının istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükmünün hukuka aykırı olarak mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, esas olarak Bölge Adliye Mahkemesince beraat hükmünün mahkûmiyet veya mahkûmiyet hükmünün beraat olması gerektiği yönünde bozma kararı verilemeyeceği, bu tür kararların istinaf basvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkumiyet hükmünün temyizi kabil olduğu kabul edilip daire kararı kaldırılarak yeniden yapılan incelemede..."Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 3/7/2024 tarihli ve E.2024/2388, K.2024/8319 s
5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, sanık hakkında İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararın istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 5271 sayılı Kanun'un 280 ve 289 uncu maddeleri gereğince duruşma açılmaksızın hukuki süreçte belirtilen nedenle bozulmasına karar verildiği, fakat anılan fıkranın (e) ve (f) bentlerinde İlk derece mahkemesi kararlarının hangi hallerde bozulabileceğinin açık ve tahdidi şekilde belirtildiği, verilen bu bozma kararının aynı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından duruşma açarak karar vermek yerine sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri göz ardı edilerek dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırı şekilde 04.12.2019 tarihli bozma kararı verildiği ve anılan karara karşı direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden hüküm kurulduğu, bu kararın yeniden istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince sanık hakkında esastan ret kararı verilmesi nedeniyle hükmün temyize tabi olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Somut olayda; İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2018 tarihli ilk kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağırılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, hukuka aykırı şekilde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda bozma kararı verilerek ve bu şekilde yargılamaya devam edilerek 14.09.2022 tarihli inceleme konusu esastan ret kararlarının verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur."(Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 11/3/2024 tarihli ve E.2023/6519, K.2024/3057)
"...verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 20.05.2021 tarihli ve 2020/1665 Esas, 2021/1115 Karar sayılı kararı ile delil değerlendirilmesinde bulunularak, duruşma açılmaksızın beraat hükümlerinin bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararının aynı Kanun’un 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin duruşma açarak karar vermek yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağı bulunmadığı, Mersin 2. Çocuk Mahkemesinin, 06.09.2021 tarihli ve 2021/269 Esas, 2021/354 Karar sayılı kararı ile bu karara yönelik istinaf incelemesi yapan Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 27.10.2021 tarihli ve 2021/2207 Esas, 2021/1967 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu, bu durumda temyizen incelenen kararın, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 20.05.2021 tarihli ve 2020/1665 Esas, 2021/1115 Karar sayılı bozma kararı olması gerektiği belirlenerek buna göre yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı konut dokunulmazlığının ihlâli ve hırsızlık suçlarını işlediği sabit olmasına karşın delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek beraat kararı verilmesi gerekçesi ile hükümlerin bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur."(Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24/4/2023 tarihli ve E.2022/12734, K.2023/2067 s)
"...mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 05.06.2023 tarihli ve 2023/2010 Esas, 2023/1984 Karar sayılı kararı ile, mahkûmiyet hükmüne esas alınan tutanakların isimleri ve tarihleri açıkça belirtilmek suretiyle okunmadan 'dosyadaki bilgi ve belgeler okundu' biçimindeki duruşma zaptına geçmiş soyut ifadelerin yeterli olmadığı gerekçeleri ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların 5271 sayılı Kanun'un 280/1-(e) maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, zira her ne kadar aynı Kanun'un 289/1-i maddesinde belirtilen 'hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması' kesin hukuka aykırılık halinin mevcut olduğundan bahisle istinaf merciince bozma kararı verilmiş ise de, bozma nedeni olarak gösterilen ve yukarıda sayılan hukuka aykırılıkların hiç birisinin bu bent kapsamına girmediği, kaldı ki bölge adliye mahkemesinin kararında gerekçe olarak gösterilen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 28.06.2011 tarihli ve 2011/1-130 Esas, 2011/149 Karar sayılı kararında da hükme esas alınan delillerin duruşmada okunmamasının sanığın savunma hakkının ihlâl edilmesi niteliğinde olduğunun belirtildiği, nitekim hükme esas alınan delillerin duruşmada açıkça okunmamasının delilleri hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delil haline getirmeyeceği, esasen sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik olan bozma nedeninin 5271 sayılı Kanun'un 289/1-(i) maddesi kapsamında değil, 289/1-(h) maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buna göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı gözetilerek; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 05.06.2023 tarihli ve 2023/2010 Esas, 2023/1984 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine İstanbul Anadolu 63. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.09.2023 tarihli ve 2023/954 Esas, 2023/1236 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede; I-Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde; Yukarıda izah edilen 'Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesi' şeklindeki hukuka aykırılığa ilişkin olarak... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesi gereği olağanüstü yasa yollarından itiraz yoluna başvurulabileceği değerlendirilmekle; Hükmolunan cezaların miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE... [Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 20/2/2024 tarihli ve E.2023/29761, K.2024/2708

Adil yargılanma hakkı hem ilk derece mahkemesinde hem İstinafta hem de Yargıtayda gözetilmesi gereken bir haktır. İstinafın hukuka aykırı bozma ya da onama kararları mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir. Mahkemeye erişim hakkı yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. İstinaf merci mahkumiyet kararı verilmesi gerekirsen beraat kararı verilme şeklinde bozma kararı veremeyeceği gibi beraat hükmü verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü verilmeli şeklinde bir karar da veremez. Mahkemeye erişim hakkı başka mahkemece verilen kararın hukuka uygunluğunun bir başka mahkemece de denetlenmesini isteme hakkı içerir. 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin istinaf incelemesine konu edilen dosyayı inceledikten sonra verebileceği kararlar “istinaf başvurusunun esastan reddine”, “düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine”, “hükmün bozulmasına” ve “davanın yeniden görülmesine” olarak sayılmıştır. Bunlar dışında bir kararın BAM Ceza Dairesi tarafından verilmesi mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, somut norm denetimi yoluyla verdiği 27/12/2018 tarihli ve E.2018/71, K.2018/118 sayılı kararında, ilk derece mahkemelerinin mahkûmiyet kararı üzerine istinaf mahkemesince verilen esastan ret kararları yanında ilk derece mahkemelerince verilen beraat kararı üzerine istinaf mahkemesince ilk defa verilen mahkûmiyet kararlarını da temyiz kanun yolu kapsamı dışında bırakan kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.(Başvuru Numarası: 2023/33667)

İstinaf mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller ise 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılmıştır (bkz. § 13). Buna göre istinaf mahkemeleri iki durumda hükmün bozulması kararı verilebilecektir. Bunlardan ilki, ilk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması, diğeri ise soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması durumudur.(Başvuru Numarası: 2023/33667)

Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulması da mümkün değildir (bkz. § 15). Kanunda yer verilen durumlar gözetildiğinde bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği ve ilk derece mahkemesinin bu bozma kararıyla bağlı olacağı sınırlı hâllerin davanın esasına ilişkin hususlar olmayıp yargılamaya ilişkin usul kurallarının ağır ve açık ihlallerinden ibaret olduğu görülmektedir 

İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır.(Başvuru Numarası: 2023/33667)
İstinaf Dairesinin anılan uygulamasının diğer önemli sonucu ise temyize başvurma hakkı yönünden ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda somut olayda İstinaf Dairesinin davanın yeniden görülmesine ve yargılama sonucunda da başvurucunun mahkûmiyetine karar vermesi durumunda başvurucunun bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurması mümkünken kesin nitelikte bozma kararı vermesiyle başvurucu, bu temyiz kanun yoluna başvuru imkânından yoksun bırakılmış olmaktadır. Nitekim somut olayda Mahkemenin söz konusu bozma kararına direnme imkânı bulunmadığından başvurucu hakkında İstinaf Dairesinin kararı doğrultusunda bu kez mahkûmiyet kararları verilmiştir. Başvurucu, bu karara karşı yeniden istinaf kanun yoluna başvurmuş ancak İstinaf Dairesi hükümlerin tekerrüre ilişkin kısımlarını düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Başvurucu İstinaf Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuşsa da talebi İstinaf Dairesi ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından reddedilmiş; böylece başvurucu, temyiz kanun yoluna başvuramamıştır.(Başvuru Numarası: 2023/33667)
Nitekim Yargıtay da önüne gelen ve somut başvuruya benzer birçok olayda, ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğinden bahisle istinaf mahkemesince bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının aslında bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğunu, aksi durumun kabulü hâlinde ise tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağını belirterek anılan kararların temyiz incelemelerini yapmış (bkz. §§ 19-24) ya da aynı gerekçelerle 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesi gereği olağanüstü kanun yollarından itiraz kanun yoluna başvurulabileceğini ifade etmiştir (bkz. § 25).(Başvuru Numarası: 2023/33667)