Bu makalede müştekinin şikayet hakkının kullanmasının ceza soruşturma ve kovuşturma evrelerine etkisi incelenecektir. Müşteki mağdur olduğunu hak arama çerçevesinde şikayet hakkını kullanarak dile getirir. Ceza yargılamasında şikayet şikayete tabi suçlar anlamında daha çok kullanılan bir muhakeme şartıdır. Anayasanın 36. maddesi uyarınca herkesin şikayet hakkı bulunmaktadır. Şikayet öncelikle ceza soruşturmalarında kullanılan bir vasıtadır. Şikayet hakkının kullanılması için söz konusu suçun şikayete tabi olması da gerekir. Ayrıca müşteki kamu davası açıldıktan sonra duruşmada da şikayetçi olup kamu davasına katılabilir. CMK madde 223/1 nettir şikayetçi duruşma esnasında dinlenmelidir. Bu husus CMK madde 223/1’in emredici hükmüdür. Şikayetçi kovuşturma evresinin her aşamasında kamu davasına katılabilir. Şikayetçinin kamu davasına katılma usulünde ise şikayetçi dilekçe vermeli ya da duruşmada katılma isteğini duruşma tutanağına geçirmelidir. CMK madde 238 uyarınca kamu davasına katılma olabilmesi için ya dilekçe verilmeli ya da duruşmada sözlü beyanda bulunulmalıdır. CMK madde 237 uyarınca kamu davasına katılabilmek için Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar şikayetçi olduklarını bildirmelidir. Söz konusu kimseler şikayetçi olduklarını bildirmedikleri takdirde kamu davasına katılamazlar. Şikayete tabi olmayan suçlarda şikayetçinin duruşma aşamasında şikayetçi olmadığını beyan etmesinin davaya etkisi yoktur. Katılan kovuşturma evresinde şikayetinden vazgeçerse bu husus sanığa sorulur. Şikayetten vazgeçme hüküm kesinleşene kadar yapılabilirken kamu davasına katılma hüküm verilene kadar yapılabilir.
Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. (TCK madde 73/4)
Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. ( TCK madde 73/6)
Kamu davasına katılma
Madde 237 – (1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.
Katılma usulü
Madde 238 – (1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
(2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.
Katılanın hakları
Madde 239 – (1) (Değişik: 24/7/2008-5793/41 md.) Mağdur veya suçtan zarar gören davaya katıldığında, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteyebilir.
(2) Mağdur veya suçtan zarar görenin çocuk, sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede akıl hastası olması halinde avukat görevlendirilmesi için istem aranmaz.
Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi
Madde 236 – (1) Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
Mağdur ile şikâyetçinin davete uymamaları
Madde 235 – (1) Mağdur, şikâyetçi veya vekilinin, dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri tebligata esas alınır.
(2) Bu adrese çıkartılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz.
(3) Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hâllerinde adresin araştırılması gerekmez.
(4) Bu kimselerin beyanının alınması zorunlu görüldüğü hâllerde üçüncü fıkra uygulanmaz.
Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir (CMK madde 223/1)
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar
Madde 73- (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek cümle:7/11/2024-7531/14
md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki
vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış
ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.
“…5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73/5. maddesinde "İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar." şeklindeki düzenleme nazara alındığında, düzenlemenin doğal sonucu olarak şikâyetin bölünmezliği ilkesi gereğince iştirak halinde işlenen soruşturması ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlarda, şikâyetçinin sanıklardan birisi hakkında şikâyetinden vazgeçmesi halinin aynı suçu işleyen sanıkların tamamının bu vazgeçmeden yararlandırılmasını zorunlu kıldığı cihetle, incelenen dosya içeriğine göre, şikâyetçinin 22/03/2016 tarihli celsede sanıklardan... hakkındaki şikayetten vazgeçmesinin 5237 sayılı TCK.nın 73/5. maddeleri uyarınca mala zarar verme suçunu birlikte işledikleri kabul edilen sanıklar ... ve ...‘a da sirayet edeceği gözetilerek, sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan dolayı açılan davanın kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekirken, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçtan dolayı şikayet yokluğuna rağmen yargılamaya devamla yazılı şekilde tüm sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi…” (Yargıtay 2. CD 24.03.2022 tarih, 2020/25014 Esas, 2022/5666)
“…Katılan ...’nın amcası olan sanığın, olay günü kardeşi olan müşteki ...’ya ait evin eklentisi niteliğinde bulunan kömürlük içerisinden katılan ...’a ait yaklaşık 60 litre mazotu çaldığı, 10 litre mazotu da bu esnada yere döktüğü olayda; hırsızlık yapılan yerin sanığın kardeşi olan müşteki Halil’e ait olması ve sanığın aşamalarda alınan savunmasında çaldığı mazotun yeğeni olan katılan ...’e ait olduğunu bilmediğini söylediğinin anlaşılması karşısında, hırsızlık yapılan yerin sanığın kardeşine ait olduğu da gözetildiğinde sanık savunmasını aksinin kesin olarak ispatlanamaması sebebiyle, somut olayda sanığın çaldığı mazotun yeğeni olan katılan ...’e ait olduğunu bilmediği kabul edilerek, hırsızlık suçunun aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi halinde atılı suçun takibinin şikâyete bağlı olduğu, her ne kadar müşteki 15.01.2013 tarihli celsede alınan beyanında sadece “konut dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkin olarak herhangi bir şikâyetinin olmadığını” söylemiş olsa da “şikâyetin bölünmezliği ilkesi” uyarınca, şikâyet yokluğunun hırsızlık suçuna da teşmil edilmesi gerektiği gözetilerek, sanık hakkında TCK’nın 167/2. maddesinin yollamasıyla hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçları yönünden 5237 sayılı TCK'nın 73/4 ve 5271 sayılı CMK'nin 223/8. maddeleri gereğince açılan kamu davalarının düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi…”Yargıtay 6. CD’nin 14.09.2021 tarih 2020/11267 Esas 2021/13392 Karar
Şikayet hakkı TCK madde 73 de düzenlenmekte olup şu şekildedir ;
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar23
Madde 73- (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz
Şikayet hakkı ceza muhakemesinde yargılama şartı olup Anayasanın 36.maddesi uyarınca söz konusu suç teşkil eden eylemden dolayı mağdur olan ya da suçtan zarar gören kimseler için bir haktır. Şikayet kolluk makamlarına ve savcılıklara yapılabilir.
Muhakeme şartı olarak kabul edilen şikayet hakkı, kişiye sıkı surette bağlı haklardan olup kural olarak mirasçılara intikal etmez. Sadece TCK’nın 131/2. maddesinde; “Mağdur, şikâyet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikâyette bulunulabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Kişi şikayette bulunduktan sonra ölürse, “ölüm” şikayetin varlığını etkilemeyecek, şikayet geçerliliğini sürdürecektir.” YARGITAY 4. CEZA DARİESİ. T. 15.12.2017, E. 2017/19259, K. 2017/28186
CMK.nın 243.maddesinin 2.cümlesinde "mirasçıların davaya katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabileceklerinin" düzenlenmesi karşısında kamu davası açıldıktan sonra ancak beyanı alınmadan ve davaya katılmasına dair bir karar verilmeden önce öldüğü anlaşılan müşteki X. Ü.'ın mirasçıları olan Ü. Ü., O. Ü., İ. Ü. ve A. H.'ın davaya katılmalarına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi, (…) Bozmayı gerektirmiş,” YARGITAY. 2. CEZA DAİRESİ., T. 02.05.2011, E. 2009/44059, K. 2011/9167
Soruşturma aşamasında sanıktan şikayetçi olduğunu belirten müştekinin, kovuşturma aşamasında dinlenmeden öldüğü, kendisine çağrı kağıdı tebliğine rağmen şikayetinden vazgeçtiğine ilişkin bildirimde bulunmadığı, şikayetten vazgeçme hakkının şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup müştekinin mirasçıları tarafından kullanılamayacağı, mirasçıların davaya katılma yada katılmama hakları bulunmakla birlikte, şikayetlerinden vazgeçmelerinin hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilerek, yargılamaya devam ile sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden mirasçıların şikayetten vazgeçtikleri gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş,
” YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ., T. 11.04.2019, E. 2017/7517, K. 2019/3719
“Buna göre, sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi durumunda, yargılamaya devam edilerek, suçun sabit olmaması halinde beraatine, suçun sabit olduğunun anlaşılması halinde ise, bu husus kararda açıklanarak, kovuşturmanın şikayet koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle davanın düşürülmesine karar verilmesi gerekecektir. Dosya içeriğinden, şikayetten vazgeçmeyi kabul etmeyen sanığın, hakaret eyleminin sabit olduğunun anlaşılması karşısında, TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca açılan kamu davasının şikayet koşulu oluşmadığından düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, anılan TCK madde 73/6 yanlış yorumlanarak hükümlülük kararı verilmesi, Bozmayı
gerektirmiş, (…)” Y. 2. CEZA DAİRESİ., T. 14.3.2012, E. 2010/8736, K. 2012/6299
“Şikayet uygulama ve öğreti de kabul edildiği gibi bir kovuşturma koşulu olup, cezalandırılma koşulu değildir. Şikayetten vazgeçme halinde kovuşturma aşamasında hüküm ve sonuç doğurması sanığın kabulüne bağlıdır. Sanığın, vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde artık şikayet koşulu gerçekleşmiştir. Ceza Muhakemesinde evrelerin birbirini takip etmesi yani tamamlanmış evreden geriye dönülmezlik ilkesi gereği yargılama şartı gerçekleştirdikten sonra hüküm aşamasında buradan dönülerek yargılama şartı bulunmadığından söz edilemez. Bazı suçların takibinin şikayete bağlı tutulma nedeni, sanığın yargılama sürecinin dışına çıkarılmasının tercih edilmesi, yargılama sürecine başvurulmadan suç ile uyuşmazlığın giderilmesi, yargılama ekonomisi ve sanığın yargılama sürecinde hukuki durumundaki belirsizliğin giderilmesidir. Sanık, vazgeçmeyi kabul etmeyip hüküm aşamasına gelen bir yargılamada tüm bu yararlar ortadan kalkmıştır. Bu sebeple sanığın oluşan sonuca göre mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygundur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün Dairemizce onanmasında isabetsizlik görülmediğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Dairemizin, 03/07/2018 tarih ve 2016/6357 esas, 2018/10838 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 Sayılı Kanun ile değişik 5271 Sayılı Kanun'un 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, (…)” YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ., T. 30.10.2018, E. 2018/6021, K. 2018/13813
“Görüldüğü üzere, şikayetten vazgeçmenin hukuki değer ifade etmesi için sanığın bunu kabul etmesi şart koşulmuştur. Doktrinde de bu husus çeşitli şekillerde dile getirilmiştir.
Örnek vermek gerekirse; “Şikayetten vazgeçme, failin onu kabul etmesine bağlanmak suretiyle, burada iki taraflı bir hukuki işleme yer verilmiştir. Yani, mağdurun şikayetten
vazgeçmesine rağmen, suçsuz olduğuna ve bu sebeple de beraat edeceğine inanan fail bunu kabul etmez ise muhakeme devam edecektir. (Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 10. baskı, s.210)”, “Şikayetten vazgeçme iki taraflı bir işlemdir, şikayetten vazgeçmenin hüküm doğurabilmesi için, failin vazgeçmeyi kabul etmesi gerekir. (Zafer, Hamide, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2015, 4.baskı, s.554)”, “Şikayetten vazgeçme iki taraflı bir işlemdir, vazgeçmenin geçerli olabilmesi için bunun sanık tarafından kabul edilmesi gerekir. O nedenle, şikayetten vazgeçmeyi kabul etmeyen sanık hakkında yargılamaya devam edilerek toplanan delillere göre karar verilmesi gerekirken, davanın düşmesine hükmedilmesi kanuna aykırıdır. Sanığın beraat edeceği düşüncesiyle vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde, yapılan yargılama sonucunda suçun sübutu durumunda, şikayetten vazgeçildiği gözetilerek sanık hakkında ceza uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir, mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır.(Hakeri, Hakan, Ceza Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s.119)” şeklinde, şikayetten vazgeçmenin sanık tarafından kabul edilmemesi halinde yargılamaya devam olunacağı belirtilmiş, ancak suçun sübutunun kabul edilmesi halinde mahkumiyet kararı verilip verilemeyeceği hususu muğlak bırakılmıştır. Yukarıda yer verilen yasal mevzuat ve açıklamalardan, kanunda aksi yazılı olmadıkça, şikayetten vazgeçmenin iki taraflı bir hukuki işlem olup, sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde hukuki değerinin olmayacağının anlaşılması, somut olayda da, mağdur Hüseyin A.’in şikayetten vazgeçtiğini açıklaması ve sanık …’nun da şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi karşısında; sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi nedeniyle, hukuken geçerli bir vazgeçme söz konusu olmadığından, toplanan delillere göre suçun sübut bulması dolayısıyla sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından kanun yararına bozma talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.YARGITAY CEZA DAİRESİ., T. 25.4.2016, E. 2016/217, K. 2016/8619

