Bu makalede ceza muhakemesinde önemli bir yeri olan teşhis kavramından bahsedilecektir.
Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğe ulaştıracak araç ise delillerdir. Deliller; sanık açıklamaları, tanık açıklamaları, sanık ve tanıktan başka kişilerin açıklamaları, kolluk, savcı ve hakim tutanakları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve (veya) ses kaydeden araçlarla açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Deliller yeterince araştırılmamış veya soruşturma eksik ise bu hususlar giderilmelidir. Soruşturma evresinde toplanmamış delilleri mahkemenin toplaması gerekir. Hakimin sanık lehine ve aleyhine olan delilleri araştırıp; tam bir inanışla özgürce değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Yani hükümde varsayıma dayalı kuşkulu kalan hususlar olmamalıdır. Maddi gerçeğin olayın bir bütünü veya parçasını temsil eden kanıtlardan ortaya çıkarılması gerekir. Bir takım varsayımlara dayanılarak karar verilmesi ceza muhakemesinin amacına kesinlikle aykırıdır. Kuşku ve çelişki yenilmeden karar verilemez. Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığı belirlenmesi için eylemin önce işlenip işlenmediğinin sorunu çözülerek başlanır. Bu da kanıtların yorumu ile cevaplanacaktır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığını, yorum ile nasıl bir kanıya ulaştığını, kararının gerekçesinde göstermek zorundadır.
Gerekçedeki mantıksal kronolojik dizin ise iddia, savunma, kanıtlar, kanıtların yorumu, sabit kabul edilen eylem; ihlal edilen norm, normun yorumu ve en nihayet ulaşılan sonuç olan hüküm şeklinde olmalıdır.
Suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra faili belirlemeyen eylemlerde, olayın görgü tanıklarının veya yakınanın ifadelerinden ve tanımlamalarından ulaşılan şüphelilerin, tereddütsüz belirlenmeleri için teşhis ve yüzleştirme işlemleri yapılır.
Teşhis, şüphelinin kimliğinin tespit edilebilmesi ve/veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığını saptamak amacıyla yapılır. O halde teşhis, öncelikle kimlik tespit etme amacına yönelir. Öte yandan teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir.
Yargılama bakımından önemli bir delil toplama işi olan teşhis işlemlerinin belirli bir usul çerçevesinde yapılması, söz konusu delillerin güvenilirliği bakımından önemlidir. Zira kanunda belirtilen usule uygun olarak gerçekleştirilen teşhis, hatalı deliller elde edilmesi ve bu hatalı delillere dayalı olarak hüküm tesis edilmesini engeller.
Şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerekir. Şüphelinin yakalanmış olması teşhis için yeterli değildir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından verilmiş bir gözaltı kararının olması gerekir. Öyleyse gözaltı kararı verilmeden yapılmış teşhis işlemleri hukuka uygun değildir.
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, teşhis bir “Yüzleştirme” işlemi değildir. “Yüzleştirme” 5271 sayılı Kanun’un 52. maddesine göre tanıkların veya şüphelilerin çelişkili beyanlarının giderilmesi amacıyla yapılan bir işlemdir. “Teşhis” ise Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) Ek 6. maddeye göre gözaltına alınan kişinin suçun faili olup olmadığını belirlemek ve kimliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir delil toplama işlemidir. Neticede her iki işlemde belirli usul kurallarına uyulmak şartıyla yapılan ceza muhakemesi işlemleridir.
Anılan Yasa’nın Ek 6. maddesi, Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluğun, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, teşhis yaptırabileceğini öngörmektedir. Maddede teşhisin bir zorunluluktan kaynaklanması gerektiği bir ön şart olarak belirtilmiş ve işlemin prosedürü ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Buna göre, teşhise başlamadan önce yapılacak ilk iş, teşhiste bulunacak kişinin (mağdur veya tanık) faili tarif eden beyanlarının bir tutanağa bağlanmasıdır. Bununla teşhiste bulunan kişinin keyfi hareketlerinin önlenmesi amaçlanmıştır.
Teşhis işleminin gerçekleştirilmesi sırasında da uyulması gereken bir dizi kural vardır. Bunların başında teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gelmektedir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur.
Teşhis işlemi ile ilgili önemli kurallardan birisi ise teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir.
Teşhis işlemi ile ilgili kurallar ve prosedür yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Ayrıca işlemin sağlıklı olması amacıyla teşhisin en az iki kez tekrarlanması ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceğinin hatırlatılması gerekmektedir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konulması da gerekmektedir. Bu hususun yargılama sırasında hakim tarafından saptanıp, değerlendirilmesi gerekir.
Ayrıca sanık beyanları, tutanaklar ve tüm anlatımlar delil niteliğine haizdir. Delillerin ise bir birine eşitliği esastır. Ancak önemli olan delillerin sağlam ve güvenilir olmasıdır.
Hal böyle olunca;
Sanıkların tüm aşamalarda üzerine atılı suçu kabul etmemesi karşısında; sanıkların cezalandırılması için tek delil olarak kabul edilen 11.12.2015 tarihli tutanakta yapılan teşhis işleminin PVSK ek 6. maddesinde belirtilen yöntemlerle yapılmaması; duruşmada da yüzleştirmenin olmaması karşısında, sanıkların müsned suçtan mahkûmiyetini gerektirecek düzeyde ve nitelikte kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanıkların atılı suçlardan beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş,6. Ceza Dairesi 2023/17788 E. , 2024/1149 K.
Teşhis işlemi ceza yargılamasında faillerin ortaya çıkarılmasını amaçlayan ve mağdurun beyanı da esas alınarak yapılan bir hukuki işlemdir . Teşhis kolluk aşamasında ya da ceza muhakemesinde kovuşturma evresinde duruşma evresinde hakim huzurunda yapılan bir işlemdir. Olayı gerçekleştirildiği iddia edilen kişi başka şahıslara gösterilerek olay aydınlatılmaya çalışılır. Teşhis işleminde deyim yerinde ise mağdura suçu işleyen bu mu sorusu sorulur. Teşhis işlemi mağdurun faille suç anında beraber olduğu zaman dilimi varsa uygulanan bir işlemdir. Her ne kadar mağdurun ya da tanığın sanık ya da şüpheliler hakkında net bir teşhis işlemi yapsa dahi bu durum sanığın ya da şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğini göstermemektedir. Sanık hakkında üzerine atılı suçu ispat külfeti iddia makamındadır. Doğal olacaktır ki sanık ya da şüpheli kendine atılı suçu inkar edebilir . Bu durum Anayasanın 38/5 ilkesinin de bir sonucudur. Teşhiş işleminde bir nevi mağdur açık ve net bir şekilde bir kimseyi suç ile itham eder. Teşhis işleminde teşhis işleminin yapılmış olması bir suç işlendiğini kesin net bir şekilde ortaya koymamaktadır. Sanığın üzerine atılı suç hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ispat edilmek zorundadır.
Adlî görev ve yetkiler
Ek Madde 6 – (Ek: 16/6/1985 - 3233/7 md.; Değişik: 2/6/2007-5681/5 md.) Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir. Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. Yapılacak araştırma sonunda edinilen bilginin bir kabahate ilişkin olduğu hallerde, konu araştırılarak gerekli yasal işlem yapılır veya yapılması sağlanır. Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan polis, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan men eder. Polis, suçun delillerini tespit etmek amacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle olay yerinde gerekli inceleme ve teknik araştırmaları yapar, delilleri tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmek üzere ilgili yerlere gönderir. Olay yeri dışında kalan ve o suça ilişkin delil elde edilebileceği yönünde kuvvetli şüphe sebebi bulunan konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda yapılacak işlemler için Ceza Muhakemesi Kanununun arama ve elkoymaya ilişkin hükümleri uygulanır. Polis, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. Tanıklıktan çekinebilecek olanlar, teşhiste bulunmaya zorlanamaz. İşleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur. Teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir. Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur. Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir. Teşhis işlemi tutanağa bağlanır
Somut olayda; olay günü müştekinin hastanede ön muhasebe sorumlusu olarak çalıştığı sırada, sanığın hastaneye müşteri olarak geldiği 500 Euro ile ödeme yapmak istediği ve müştekinin sanığa çeşitli kereler para üstü olarak verdiği paraları sanığın beğenmediği, müştekinin sanığın istediği şekilde para getirebilmek için gittiği sırada kasada bulunan 1.152.00 TL kadar parayı sanığın hırsızladığının iddia edildiği olayda, müştekiye, sanığın çoklu fotoğraf ortamında bulunan fotoğrafları gösterilmiş ve sanığın kendisini teşhis etmiş ise de, sanığın tüm aşamalarda atılı suçlamayı ve fotoğraf teşhisini kabul etmediği anlaşılmakla; Sanık ...’in yakalanmasını takiben; yakalanan ve hakkında dava açılıp yargılanan kişinin müşteki ve tanık Fadime tarafından teşhis edilen kişi olup olmadığı konusunda, mümkünse yakalanan kişi usulünce gösterilerek bir teşhis işlemi yaptırılması veya yakalanan kişinin resimleri ile hastane içinde görüntüsü olan resim ve şüpheli arşivindeki resmin aynı kişiye ait olup olmadığı yada hastane içinde bulunan kişiye ait resimle şüpheli kişiler arşivindeki resmin aynı kişiye ait olup olmadığı hususlarında usulünce kıyaslama, inceleme, teşhis işlemlerinden mümkün olanlar yerine getirilerek sonucuna göre değerlendirme yapılıp hüküm kurulması gerektiği halde eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, 17. Ceza Dairesi 2018/4062 E. , 2018/10965 K.
İdeal bir teşhiste; teşhisi yapacak olan ile teşhis edilecek şahıs/şahıslar arasında aynalı cam olmalı, teşhis için kullanılan manken kişiler ile şüpheli ya da sanığın fiziksel özellikleri ve kıyafet tarzları benzer olmalı, aynalı cam bulunan teşhis odasına şüpheli ve sanık dışında en az üç, dört adet manken şahıs konulmalı, şahısların yerleri ve duruma göre kılık kıyafetleri vs. değiştirilerek işlem birkaç kez tekrarlanmalıdır. Her seferinde şüpheli ya da sanık teşhis odasında olmayabilir. Her teşhis işleminden önce teşhisi yapacak olana “şüpheli ya da sanığın teşhisi odasında bulunan kişiler arasında olmayabileceği” de hatırlatılarak teşhis yapılması istenmeli ve tüm işlemler tutanağa bağlanmalıdır.17. Ceza Dairesi 2015/13839 E. , 2016/5255 K.
Katılan ...'e yönelik 16.08.2012 tarihinde kimliği belirsiz sanık tarafından işlenen cinsel saldırı, hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından dolayı o tarihte kollukta yazılı ifadesi alınmayan katılanın ihbarı üzerine eve gelen polis memurlarına karanlıkta loş ışıkta yandan gördüğü kişinin ayrıntı içermeksizin genel eşgalini vermesi üzerine araştırmaya başlayan kolluk personelince değişik mahallelerde işlenen benzer diğer eylemlerle ilgili yakalanan sanık hakkında 25.08.2012 günü düzenlenen canlı teşhis tutanağında sanığın hiç bir tereddüte mahal kalmadan net teşhis edildiği belirtilmesine rağmen anılan tutanağın içeriği ve yapılış şekli itibarıyla 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ek 6. maddesine uygun olmadığının anlaşılması ve görevsiz Asliye Ceza Mahkemesinde ifade veren katılanın huzurdaki sanığın gece evine girip uykuda iken cinsel eylemde bulunan kişi olduğunu belirtmesinin ardından soru üzerine olaydan sonraki bir tarihte polislerin teşhis için çağırdığı emniyet müdürlüğüne gittiğinde kendisine dört kişi değil sadece sanığı gösterdiklerini, karanlık olduğu için tanıyamadığını söyleyip, sanığı olay öncesi sokakta gördüğünü bildirmesi üzerine söz konusu teşhis tutanağının hazırlandığını söylemesi ve Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği 30.10.2013 günlü ifadesinde ise olay gecesi yandan gördüğü kişinin hazır bulunan sanık olduğundan emin olduğunu belirtip, soru üzerine teşhis işlemi sırasında kendisine tek gösterilen kelepçeli sanığın iki yanında sivil polislerin olduğunu, kendisinin şahsın yüzünü görmeyip, yandan çok az gördüğünü söylediği tutanak mümzii polislerin teşhis tutanağını düzenlediklerini belirterek çelişkili beyanlarda bulunması, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, 14. Ceza Dairesi 2016/6383 E. , 2020/438 K.
Katılanın olay sonrası kollukta alınan ifadesinde verdiği eşgale istinaden kendisine gösterilen suç kaydı bulunan kişilere ait fotoğraf albümünde yer alan sanığı teşhis işlemi ile yetinilmesi, sanığın yakalanmasının ardından katılanla usulüne uygun şekilde teşhis işlemi yaptırılmadan dava açılması nedeniyle mahkemece sanık ile katılan duruşmada hazır edilerek veya kolluk aracılığıyla usulüne uygun biçimde teşhis işlemi yaptırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, 14. Ceza Dairesi 2014/9111 E. , 2016/3331 K.
Kovuşturma aşamasında katılanın sanık ile yüz yüze gelmemiş olması ve soruşturma aşamasında usulüne uygun teşhis işleminin de yaptırılmamış olması nazara alınarak katılanın mümkünse sanığın da hazır bulunduğu duruşmaya getirtilerek, değilse fotoğraflar üzerinden usulüne uygun teşhis işlemi yaptırılması gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de; Sanığın yolda karşılaştığı katılana arkadan sarılıp katılanın karnına ve bacaklarına dokunduğu, katılanı duvara yaslayarak arkasına geçip vücudunu katılana dayadığı, vücudunun değişik yerlerine dokunduğu şeklinde gerçekleşen eylemin mevcut haliyle sarkıntılık düzeyini aştığı gözetilerek sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1-1. cümlesi uyarınca cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi, Hukuka aykırı bulunmuştur.9. Ceza Dairesi 2021/17536 E. , 2025/6720 K.
Katılanın, olay günü saat 18:00 sıralarında köprü altından geçtiği sırada yüzünde kar maskesi bulunan şahsın arkasından yaklaşıp her iki eliyle ağız ve boyun kısımlarından sıkıca tutup çekiştirerek beş altı adım sürükleyip toprak zemine getirdikten sonra katılanı yüzüstü yere yatırıp üzerine abanmasından ibaret eylemle ilgili yargılamada katılanın, adli makamlara intikal etmeyecek şekilde takip etme mevzusundan kaynaklı anlaşmazlık yaşadığı sanığın eylemi gerçekleştirdiğinden şüphe etmesine karşın olayın failinin yüzünde maske olması ve vücudunda ayırt etmeye yarayacak bir özelliğin belirtilmemesi karşısında sanığın olayın faili olup olmadığının kesin surette teşhis edilememesi, aşamalarda inkara dayalı savunmada bulunan sanığın telefonundan olay gün ve saatinde ikamet mahallinin yakın çevresindeki baz istasyonundan sinyal alınmasının eylemi gerçekleştirdiğine dair kesin kanaat oluşturmaması nazara alındığında, bu surette sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.9. Ceza Dairesi 2021/17214 E. , 2024/8893 K.
İngiliz vatandaşı olan Samantha Jane Bartlett'in Didim ilçesinde tatil yapmaktayken, olay gecesi gittiği bardan çıkıp akrabasının evine döndüğünde, kapının açılmaması üzerine yoldan geçen ve yardım istediği iki jandarma görevlisinden birinin gözcülüğünde diğer görevlinin kendisine nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla başvuru yapmak amacıyla, sanığın ilçe jandarma komutanı olarak görev yaptığı Didim İlçe Jandarma Merkez Karakoluna, yanında akrabası Sandra ve arkadaşı tanık Esat'la birlikte gittiği, Türkçe bilmeyen Samantha'nın görevlilere İngilizce anlattığı olayın Esat tarafından tercüme edilerek aktarılması üzerine görevlilerce durumun İngilizce bilen sanığa bildirildiği, sonradan karakola gelen sanıkla Samantha'nın İngilizce konuşarak olayı anlattığı ve sanığın, olay gecesi devriye görevi yapan askerleri karakol bahçesine sıra hâlinde dizdirip Samantha'ya kendi odasının penceresinden göstererek olaya karışan askerleri teşhis etmesini söylediği, Samantha'nın da askerlerden birini teşhis ettiği, ancak durumun Cumhuriyet savcısına bildirilmediği, yapılan teşhis işlemine dair tutanak düzenlenmediği, Samantha'nın yazılı ifadesinin alınmadığı ve adli muayene için doktora sevk de edilmediği, sanığa olay nedeniyle şikâyetçi olmadığını söyleyerek yanında gelenlerle birlikte karakoldan ayrılan Samantha'nın İngiltere'ye döndükten sonra rektumundaki ağrı ve kanama nedeniyle gittiği hastanenin görevlilerine nitelikli cinsel saldırı iddiasına konu olayı anlatması sonucunda, İngiltere adli makamlarınca başlatılan soruşturmada alınan yazılı ifadesinin ve adli muayene raporunun, gereği için İnterpol, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı aracılığıyla Didim Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, bu iddiaya ilişkin ayrı olarak yürütülen soruşturma kapsamında sanığın komutanı olduğu karakolda askerlik hizmetini yapan, olay gecesi devriye görevinde bulunan ve biri Samantha tarafından da karakolda teşhis edilen iki asker hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan ayrı olarak açılan inceleme dışı davada yapılan yargılama sonucunda, sanıklardan birinin beraatine, Samantha tarafından teşhis edilen diğer sanığın ise mahkûmiyetine karar verildiği olayda; Adli kolluk görevlilerine ve adli kolluğun görev ve yetkilerine ilişkin yukarıda açıklanan kanuni ve idari düzenlemeler uyarınca adli kolluk görevlisi olduğu anlaşılan sanığın, Samantha Jane Bartlett'in nitelikli cinsel saldırı iddiasına ilişkin başvurusu üzerine yetkili merci olarak suç şüphesini öğrenmesine karşın, kendisine yapılan sözlü şikâyeti CMK'nın 161. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bildirim yükümlülüğüne aykırı olarak Cumhuriyet savcısına bildirmediği, suçla ilgili araştırma kapsamında kendiliğinden yaptırdığı teşhis işleminde olaya karışan kişilerden biri teşhis edilmesine rağmen kendi savunmasına göre başvurucunun sonradan şikâyetçi olmadığını söylemesi nedeniyle, haber aldığı olayın hukuki niteliğini ceza muhakemesi şartları bakımından kanunen takdir etme yetkisi bulunmadığı hâlde, kaldı ki sanığın olayın kendisine aktarıldığını iddia ettiği kadarıyla dahi, eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerin kamu görevlisi olmaları ve soruşturma ve kovuşturma makamlarınca, suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlendiğinin, bu nedenle eylemin cinsel saldırı suçunun takibi şikâyete bağlı bulunmayan nitelikli hâlini oluşturduğunun değerlendirilebileceğini de dikkate almadan, eylemin takibi şikâyete bağlı cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve başvurucunun şikâyetinin bulunmaması nedeniyle soruşturma yapılmasına gerek bulunmadığı şeklinde olayı kendiliğinden ve hukuka aykırı olarak değerlendirdiği, böylece; sanığın, başvurucunun yazılı ifadesinin ve adli muayene raporunun alınıp alınmayacağı, teşhis işlemine dair tutanak tutulup tutulmayacağı ve teşhis edilen kişi ya da kişiler hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmayacağı hususlarında Cumhuriyet savcısına bilgi verip talimat almadığı, dolayısıyla başvurucu ve iddiasına konu eylem açısından söz konusu soruşturma işlemlerinin yapılması açısından CMK'nın 161. maddesinin ikinci fıkrası ile 2803 sayılı Kanun'un 7. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinden kaynaklanan görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal gösterip devletin adil yargılama yükümlülüğüne aykırı biçimde maddi gerçeğin araştırılmasını, olayla ilgili delillerin toplanıp en kısa sürede etkin bir soruşturma yürütülmesini engellemek suretiyle başvurucunun mağduriyetine neden olduğu anlaşıldığından; sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, sanığın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine ilişkin Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararında isabetsizlik bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulu 2015/119 E. , 2018/474 K.
Mağdurenin olay günü saat 21.15 sıralarında İsmetpaşa Caddesi üzerinde tek başına yürüdüğü, bu esnada 43. Sokak girişinde bir apartmanın önünde bekleyen sanığın mağdureye hitaben "Ben seni tanıyorum." diyerek yaklaşıp boynundan öpmeye çalıştığı, mağdurenin geri çekilmek suretiyle kendisini öpmesini engellediği sanığın, bu defa mağdureye "Gel sana apartman bodrumunda bir şey vereceğim." dediği, mağdurenin ise kendisini tanıdığını iddia eden sanığa işleri olduğunu, telefonuna çağrı bırakması durumunda kendisini daha sonra arayabileceğini söyleyerek sanığın yanından ayrılmak istediği, sanığın aniden çıkardığı biber gazını mağdurenin yüzüne ve gözlerine doğru sıktığı, mağdurenin bağırarak çevreden yardım talebinde bulunması üzerine sanığın siyah renkli bir motosiklete binerek olay yerinden kaçtığı, mağdurenin gözlerindeki sulanma ve kızarıklık nedeniyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; Sanığın olay tarihinde yalnız olan mağdureyi boynundan öpmeye çalışması, mağdurenin geri çekilmesi nedeniyle eylemini gerçekleştirememesi, bu defa apartmanın bodrumunda bir şey vereceğini söyleyerek bodrum katına inmeyi teklif etmesi, mağdurenin, cep telefonuna çağrı bırakmasını sağlamak suretiyle oyalayarak yanından ayrılmak istediği sırada sanığın aniden mağdurenin yüzüne ve gözlerine biber gazı sıkması, mağdurenin bağırarak yardım istemesi üzerine sanığın eylemine bu engel durum nedeniyle son vermek zorunda kalması, sanığın mağdureyi önce ikna etmeye çalışmak devamında hileye başvurmak ve son olarak zor kullanmak suretiyle elverişli hareketlerle eylemin icrasına başlaması ancak mağdurenin direnç gösterip bağırması üzerine kendi iradesi dışındaki sebeplerle fiilini tamamlayamaması karşısında, sanığın gönüllü olarak vazgeçmediği eyleminin, bir bütün hâlinde teşebbüs aşamasında kalan basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Ceza Genel Kurulu 2019/170 E. , 2021/166 K.
Katılan mağdurun aşamalarda özetle; küçük bir çocuğun muhtarın, kendisini çağırdığını söylemesi üzerine dışarı çıktığını, sanığın, koluna girerek çekiştirmeye başladığını, eliyle ağzını kapatıp sokağın bitiminde bulunan boş bir evin yanına götürdüğünü, evin giriş kapısının önüne götürüp evin duvarına doğru çevirerek arkasına geçtiğini, tek eliyle kendisini sıkıca tutup diğer eliyle pantolonunun önce kemerini çözdüğünü, ardından pantolonunun düğmesinin bulunduğu kısmı hızlıca çekince pantolonunun düğmesinin koptuğunu, daha sonra kopçayı da çıkarıp pantolonunu açtığını, iki eliyle pantolonunu, eşofman altını ve külodunu aynı anda aşağı indirdiğini, tek eliyle kendisini tutarken diğer eliyle üzerinde bulunan kot pantolonunun önce kemerini çözdüğünü, ardından kot pantolonunun önünü açarak pantolonunu aşağı indirip penisini çıkardığını, kendisine eğilmesini söylediğini, diz kapaklarından elleriyle tutup eğildiğini, sanığın, penisini tükürüğüyle ıslatıp makatına soktuğunu, içinde gidip geldikten sonra boşaldığını hissettiğini, eve döndüğünde babası olan tanık...’in sanığın, kendisini neden çağırdığını sorduğunu, önce söylemek istemediğini ancak daha sonra olanları anlattığını, sanığın ... günü akşam saat 19.00 sıralarında yine evine tanımadığı, yaşı küçük bir erkek çocuğunu gönderip kendisini cami imamının çağırdığını söyleyerek çağırttığını, sanığın, caminin şadırvanından karşısına çıktığını, kolundan tutup "Seninle ilişkiye girmek istiyorum." dediğini, kabul etmeyince kolundan çekiştirerek kendisini 02.02.2009 tarihinde ilişkiye girdiği evin yakınındaki bir eve götürdüğünü, evin arka tarafında bulunan ve evin tabanına doğru kömürlük gibi inen üzeri kapalı yere zorla indirdiğini, pantolonunu ve iç çamaşırlarını zorla aşağı doğru indirdikten sonra kot pantolonunun önünü açıp penisini çıkardığını, kendisine eğilmesini söylediğini, eğilmeyeceğini söyleyince zorla kafasından bastırarak kendisini eğdiğini, tükürüğüyle penisini ıslayarak makatına soktuğunu, canının yandığını, bağırmak istediğinde "Sesini çıkarma." diyerek eliyle ağzını kapattığını, ilk olaydan bir gün sonra iç çamaşırlarını tamamen değiştirdiğini, üzerini değiştirdiğini eşinin fark etmediğini, çıkardığı çamaşırları iki gün sonra eşinin yıkadığını, her iki olayda da sanığa direnmek istediğini ancak %85 görme engelli olduğunu, sanığın, kendisine göre oldukça güçlü olduğunu iddia ettiği, sanığın Kollukta, Savcılıkta, tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde ve 06.02.2009 havale tarihli dilekçesinde mağdura hiçbir zaman fiili livatada bulunmadığını, 14.05.2009 havale tarihli dilekçesinde mağdurun, kendisini zorladığını, mağdurun, kendisine para verdiğini, sadece iki kez mağdurun isteği ve para vermesiyle oral seks yaptıklarını, 14.05.2009 tarihinde Mahkemede; alkol alıp eve giderken mağdurla karşılaştığını, mağdurla ilk kez oral yoldan ilişkilerinin olduğunu, ikinci seferde ise mağdurun, kendisine çocuklarla haber göndermesini söylediğini, yine oral yoldan ilişki yaşadığını, ilk ilişkiye girdiklerinde mağdurun, kendisine 10 TL para verdiğini, ikinci seferde ise mağdura bir daha görüşmek istemediğini söylemesi nedeniyle mağdurun, kendisine para vermediğini, bozma sonrası 04.11.2015 tarihinde Mahkemede; karşılıklı rızayla ilişkiye girdiklerini, daha sonra mağdurun aile baskısı nedeniyle zorla ilişkiye girdiğini söylemiş olabileceğini, 28.12.2015 ve 26.04.2016 havale tarihli dilekçelerinde; mağdurla daha önce de yan yana geldiğini, mağdurun, akrabası olan tanık...le mahallede dedikodusunun çıktığını, kendisini mağdurla...in tanıştırdığını, ...’in "Ben ....yle birlikte oldum. Artık evleneceğim. Artık gerek yok. Ama sen evli değilsin. Sen takıl." dedikten sonra kendisinin mağdurla yan yana gelmeye başladığını, 29.03.2016 tarihinde Mahkemede; 36-37 yaşındaki bir insanı kimsenin zorla hürriyetinden alıkoyamayacağını, suçlamayı kabul etmediğini, mağdurun da Mahkemede iyi bir şekilde dinlendiğini düşünmediğini, mağdurun ailesi ve avukatı tarafından bilerek duruşmaya getirilmediğini düşündüğünü, Kollukta ise polislerin yönlendirmesiyle ifadesinin alındığını, mağdurun mahallede bir akrabasıyla da benzer bir olay nedeniyle adının çıktığını savunduğu olayda;
Mağdurun vücudunda herhangi bir darp cebir izinin bulunmaması, rızasına aykırı olarak gerçekleştiğini iddia ettiği ilk olaydan 2 gün sonra yine aynı şekilde çocuklar tarafından dışarı çağrılması üzerine evden çıkarak sanıkla buluşmasının, herhangi bir direnç göstermemesinin ve ilk olaydan sonra eve gittiğinde başından geçenleri ailesine anlatmayı planladığını ancak her nasılsa unuttuğunu belirtmesinin hayatın olağan akışına uygunluk teşkil etmemesi, sanığın mağdurla rızaları dahilinde ilişkiye girdiklerini belirtmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın mağdurun rızasına aykırı bir şekilde götürerek mağdurla ilişkiye girdiği hususunun şüphede kalması ve söz konusu şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinin gerekmesi nedenleriyle sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu 2020/384 E. , 2022/72 K.
Bu düzenlemelere göre teşhis; olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından mağdur veya tanığa Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluk tarafından yaptırılan yüzleştirme işlemidir. Teşhiste, teşhis yapacak kişinin (mağdur veya tanık) önceden ifadesinin alınması gereklidir. Bu ifade de tanıktan, olayın failini ayrıntılı bir biçimde tarif etmesi ve olayı da tüm detaylarıyla anlatması istenmelidir. Teşhisin doğruluğunu denetleyebilmek için bu husus çok önemlidir.
Teşhisi yapacak kişi, teşhis yaptırılacak yakalanan kişi yada şüpheliyi önceden tanıyorsa, bu husus tanık tarafından beyan ediliyorsa ya da ifadesi alınırken anlaşılmışsa artık teşhis yapılmamalıdır. Zaten böyle bir durumda yapılacak teşhisin anlamı yoktur. İdeal bir teşhiste; teşhisi yapacak olan ile teşhis edilecek şahıslar arasında aynalı cam olmalı, teşhis için kullanılan manken kişiler ile şüpheli ya da sanığın fizik özellikleri ve giyim kuşamı benzer olmalı, aynalı cam bulunan teşhis odasına şüpheli ve sanık dışında en az üç, dört adet manken şahıs konulmalı (örneğin şüpheli ya da sanıkla birlikte 5-6 kişi …), şahısların yerleri ve duruma göre kılık kıyafetleri vs. değiştirilerek işlem birkaç kez tekrarlanmalıdır. Her seferinde şüpheli ya da sanık teşhis odasında olmayabilir. Her teşhis işleminden önce teşhisi yapacak olana “şüpheli ya da sanığın teşhisi odasında bulunan kişiler arasında olmayabileceği” de hatırlatılarak teşhis yapılması istenmeli ve tüm işlemler tutanağa bağlanmalıdır. Kolluğun tanık dinleyip, dinleyemeyeceği tartışmalıdır. Bize göre, yeminsiz olmak kaydıyla ve Cumhuriyet savcısının talimatıyla tanık dinleyebilir. Bu sebeple kolluk, yalnız suç mağduruna değil, tanığa da teşhis yaptırabilir. Teşhisten önce alınacak ifade sırasında vekil ve / veya psikolog, psikiyatrist, adli tıp uzmanı yada rehber öğretmen de bulunabilir. Zorunlu vekil bulunması gereken durumlarda ise, mutlaka bulunmalı ve ifade onun hukuki yardımıyla alınmalıdır. Vekil veya 5271 sayılı C.M.K.’nın 236 (3) maddesinde sayılan diğer görevliler bizzat teşhis işlemi esnasında da bulunabilir. Ancak, bulunmamaları işlemi sakatlamaz, diye düşünüyoruz. Şüpheli veya sanığın müdafiinin teşhis esnasında bulunup bulunmaması konusuna gelince; Soruşturma evresinde, mağdur ya da tanığın beyanı alınırken şüpheli veya sanığın müdafii bulunamaz. Bu sebeple kural olarak, teşhisin ön işlemi olan tanığın ifadesinin alınması esnasında şüpheli veya sanığın müdafii bulunmaz. (Doğrudan soru yöntemi, bir kovuşturma işlemidir. Eğer kovuşturma evresinde dinlenemeyecek bir tanık -Mağdur da dinlenirken tanık ile aynı usule göre dinlenir, yani tanık gibidir.- söz konusu ise, Cumhuriyet savcısının talebiyle sulh ceza hâkimi bu yöntemle ve doğal olarak müdafi, vekil ve diğerlerinin huzuruyla bu işlemi yapabilmelidir.) Öte yandan Kanuna göre, fotoğraftan teşhis te aynı yönteme göre yapılan bir teşhis olup, bu işlemde zaten müdafi görevlendirilmiş değildir. Zorunlu müdafi gerektiren bir suç ta olsa, teşhis işlemi sırasında müdafiinin bulunmaması işlemi sakatlamaz. Ancak, bulunması işleminin delil olma niteliğini kuvvetlendirir, bu sebeple ister doğrudan isterse fotoğraftan teşhis esnasında zorunlu müdafiinin hazır bulunması daha iyi olur, diye düşünüyoruz.
Fotoğraftan yapılan teşhiste de önce teşhis yapacak olan mağdur veya tanığın ifadesi alınır, doğrudan teşhis ile aynı şekilde tutanağa bağlanır. Şüphesiz teşhis, başlıca ve önemli delillerden biridir. Ancak; beyana dayalı bir delil olan teşhise gereğinin çok çok üstünde anlam yüklememek gerekir. Yargı tarihimizde çok dramatik sonuçlar veren hatalı teşhisler de vardır. Mağdur bakımından teşhis, suçtan canı yanan ademin(!) iddiasından ibarettir. Bu vesileyle bir noktayı daha belirtmekte fayda vardır: 1412 sayılı CMUK döneminde dahî, az sayıda birkısım istisnai hâller dışında, müştekinin iddiasını destekleyen başkaca bir delil yoksa, değil beraat, rahatlıkla takipsizlik kararı bile verildiği hususuna dikkat çekmek isteriz. Örneğin; müşteki, şüphelinin kendisini tehdit ettiği iddiasındadır. Şüpheli ise, suçlamayı kabul etmemiştir. Yapılan soruşturmada müştekinin iddiasını destekleyen hiçbir delil elde edilememişse, şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilmesi, son derece doğal ve gereklidir. İstisnalar haricinde teşhis delili, maddi delillerden üstün tutulamaz. Bu açıklamalardan sonra somut olaya geçecek olursak, burada sorun sübuta ilişkindir. Delillerle yüzyüze (doğrudan) temas hâlinde olan ilk derece mahkemesi tarafından, sanık S.K.'nın 29.12.2011 tarihinde işlediği iddia edilen geceleyin bina dahilinden hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından, suçun sübuta ermediği gerekçesiyle, 21.05.2013 tarihinde sanığın beraatine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; müşteki ...'nun fotoğraftan teşhis tutanağında sanığı net olarak teşhis etmesi ve sanığa iftira atmasını gerektirecek bir neden bulunmaması karşısında sanığın atılı suçtan mahkûm edilmesi gerektiği görüşündedir.
Sanık tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemiştir. Müşteki ...'nun sonradan değiştirdiği beyan ve teşhisi dışında sanık aleyhine maddi ya da beyana dayalı başkaca hiçbir delil elde edilememiştir. Elbette somut olayın özelliğine göre, yalnızca teşhis deliline dayanılarak mahkûmiyet kararı da verilebilir. (Üstelik teşhis tarihini de dikkate aldığımızda, 5271 sayılı CMK’nın 217(2). maddesi anlamında hukuka aykırı olarak elde edilen bir delilin varlığından da söz edemeyiz.) Ancak; bunun için teşhisin sağlıklı yapıldığının ve sanığın kesin olarak teşhis ve tespit edildiğinin anlaşılması gerekir. Soruşturma evresinde teşhis fotoğraftan yapılmış, müşteki ilk derece mahkemesinde alınan ilk beyanında fotoğraf teşhisinin doğru olduğu beyan etmiş ancak; karar oturumunda "... ben sanığı tam olarak teşhis edemediğim için şikayetimden vazgeçiyorum." demek suretiyle teşhis beyanını değiştirmiştir. Bu durumda, sanığın müsnet suçları işlediğine dair kuvvetli şüphenin kesin bir yargıya dönüştüğü kabul edilemez. AİHS 6/2 ve Anayasamızın 38/4. maddelerinde de vurgulanan masumiyet karinesinin gereği olarak; şüpheden sanık yararlanır. Önceki teşhis ve beyanın tamamen varsayımla sonraki beyana üstün tutulması evrensel hukuk prensipleriyle bağdaşmaz. Diğer bir ifadeyle sanığın atılı suçları işlediği hususu sübuta ermemiştir. İlk derece mahkemesinin beraat kararı onanmalıdır.13. Ceza Dairesi 2014/28376 E. , 2015/14787 K.
2.2559 sayılı Polis Vazife ve ... Kanunu’nun Ek 6. maddesinde, “...İşleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur. Teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir. Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur. Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir. Teşhis işlemi tutanağa bağlanır." şeklinde düzenleme karşısında dosya kapsamında bulunan 07.07.2011 tarihli teşhis tutanağının incelenmesinde, somut olarak kaç kişi arasından nasıl bir teşhis yaptırıldığı, diğer şahısların kaç kişi olduğu, yaş, boy ve kilo gibi hususlarda benzerlik olup olmadığı açıkça yazılmadığından teşhisin söz konusu usule uygun olarak yapıldığının kabul edilemeyeceğinden hükmü esas alınamayacak olması, hükümlü ile katılan ...'ın hiç yüz yüze gelmemiş olmaları, hükümlünün üzerine atılı suçlamaları kabul etmemesi, kamera, parmak izi ya da hükümlüyü gören başka bir kimsenin olmamasına rağmen yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.2. Ceza Dairesi 2023/28669 E. , 2024/9332 K.
Dosya kapsamından; olay günü müştekinin çalıştığı parfümeriye gelerek parfüm alacağını söyleyen sanığın telefonda konuştuğu sırada şarjının bittiğini söyleyerek müştekiden telefonunu kullanmak üzere istediği, müştekinin işyerine ait telefonu sanığa vermesi üzerine sanığın telefonda konuşurken işyerinden çıkıp gittiği, müştekinin aynı gün müracaatta bulunarak, şahsın eşkal bilgilerini verip şikayetçi olduğu, olayla ilgili tahkikat devam ederken, aynı gün müştekinin işyerinin de bulunduğu ... Arastasında başka bir hırsızlık olayının da olması üzerine Selimiye Arastasında bulunan güvenlik kamera görüntüleri müştekiye izlettirildiği, müştekinin kamera görüntülerine giren şahsın sanık olduğunu kesin ve net olarak teşhis ettiği yine ... Çorlu ilçesinde benzer bir olayla ilgili olarak sanığın kimliği belirlenerek fotoğrafının Asayiş Polisi ajandası programından temin edilerek, müştekiye yanına başka fotoğraflarda konmak üzere gösterildiğinde, müşteki sanığı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Müştekinin teşhisinde ısrarlı olduğunun derc edildiği, yakalama yoluyla beyanı alınan sanığın atılı suçlamayı kabul etmediği, ... hayatında hiç gitmediğini beyan ettiği, ancak yargılama aşamasında müşteki ile sanığın hiç yüzleşmemeleri nedeniyle mümkünse sanık ile yüzleştirilmesi yoluna gidilmesi, aksi halde sanığın son tarihli tüm cephelerden çekilmiş rötuşsuz fotoğraflarının temin edilerek müştekiye gösterilmesi ile suça konu cep telefonun iletişim bilgilerinin getirtilerek olaydan sonra sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığının araştırılması, kullanılmış ise konuşan kişiler ile sanık arasında irtibat bulunup bulunmadığı ve sanığın suç tarihinde kullandığı cep telefonunun suç mahallinde sinyal verip vermediğinin tespiti ve elde edilecek tüm deliller çerçevesinde sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle sanığın yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA,17. Ceza Dairesi 2015/13839 E. , 2016/5255 K.
Teşhisin yöntemine gelince; ceza yargılaması hukukumuzda teşhise ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta olup, bu konu ilk kez 02.06.2007 gün ve 5681 sayılı Kanunun 5. maddesiyle 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun Ek 6. maddesinde yapılan değişiklikle mevzuatımıza girmiş, anılan maddede teşhis işleminin ne şekilde yapılacağı, "Polis, olaydaki failin gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet Savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. İşleme başlanmadan önce teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde teşhis sırasında bir numara bulundurulur. Teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir. Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur. Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir. Teşhis işlemi tutanağa bağlanır" şeklinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olayımıza gelirsek; Mağdurun, olaydan sonra hazırlık soruşturması sırasında 21.03.2016 tarihinde alınan ifadesinde; yatak odasında gördüğü şahsın "25 yaşlarında, 170 cm boylarında, esmer " bir kişi olarak eşgalini verdiği, şahsıları görse tanıyamayacağını beyan ettiği, aynı gün polnet sisteminde bulunan eşgal sorgulamasında yaptırılan teşhiste olumlu teşhiste bulunamadığı, polis ajandasında bulunan sabıkalılar albümünden tek bir fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhiste ise sanığı kesin olarak teşhis ettiği, 02.04.2017 tarihinde yakalanan sanığın ise savunmasında atılı suçlamayı ve teşhis işlemini kabul etmediğini, olay tarihinde İstanbul'da olduğunu ve 2012 yılından beri Ankara'ya gelmediğini iddia ettiği, Hal böyle olunca; 1-Suçun failinin sanık olup olmadığı yönündeki kesin delillerin oluşmasını sağlamak için mağdurun mümkünse mahkemeye celp edilip ayrıntılı beyanı alınarak verdiği eşgal bilgileri ile sanığın ne şekilde örtüştüğü açıklattırılması, gereğinde sanıkla yüzleştirilmesi, bu olanaklı değilse, sanığın olay tarihindeki mevcut haline ilişkin fotoğrafları temin edilip teşhis işleminin bu fotoğraflar üzerinden yaptırılıp tutanaklara yansıtılarak karar verilmesi yerine, sadece fotoğraf teşhis tutanağına dayanılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 2-Sanığın olay tarihinde İstanbul ilinde bulunduğu ve 2012 yılından beri Ankara'ya gelmediğine ilişkin savunması doğrultusunda araştırma yapılıp, sanığa ait olan ve/veya benimsediği kullanımında bulunan GSM hat ya da hatlarına ilişkin baz istasyonu bilgilerini de içerecek şekilde suç tarihi dönemi kapsayan HTS kayıtları temin edilip, olay günü ve saatinde olay mahallinden sinyal verip vermediğinin tespiti yapıldıktan sonra, kanıtların bir bütün halinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş,6. Ceza Dairesi 2018/2872 E. , 2020/3432 K.

