Tanık , ceza muhakemesi kanunun 43 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup gördüğünü duyduğunu anlatan gerçek kişidir. Ceza muhakemesinin neredeyse her evresinde tanık beyanlarının büyük etkisi olabilmektedir. Bir kimse ceza hukukunda tanıklık yapabilmesi için ehliyetli olması ve söz konusu olayı görmesi ya da en azından duyması gerekmektedir. Tanık savcı ya da kovuşturma evresinde hakim tarafından dinlenir. Bir kimsenin tanıklık yapmasına savcı ya da hakim tarafından karar verildiği zaman ilgili tanığın istisnalar hariç tanıklık yapmaması mümkün değildir.
Tanıklıktan çekinme , CMK MD.
Madde 45 – (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
Söz konusu kimselere tanıklık yapmadan önceden tanıklık yapmak isteyip istemedikleri sorulur bu kişiler tanıklıktan çekinmek isterlerse tanıklık yapmazlar tanıklık yapmak istediklerinde ise beyanları alınır.
Tanıklıktan çekinme sebebinin bildirilmesi
Madde 49 – (1) Mahkeme başkanı veya hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından gerekli görüldüğünde 45, 46 ve 48 inci maddelerde gösterilen hâllerde tanık, tanıklıktan
çekinmesinin dayanağını oluşturan olguları bildirir ve bu hususta gerektiğinde kendisine yemin verdirilir
Tanıklar genellikle ceza hukukunda mahkemede dinlenirler bu husus yüzyüze ilkesinin de bir gereğidir . Ayrıca sanık da tanıkla yüzleşmeli ona istediği soruları hakim aracılığı ile sorabilmelidir.
Doğrudan soru yöneltme
Madde 201 – (1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.
Tanıkların beyanlarına ihtiyaç olmasının nedeni her ceza yargılamasının amacında olduğu gibi maddi gerçeğe ulaşmaktır. Tanığın sanık ile yüzleştirilmesi de adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Tanığa ne kadar soru sorulacağına dair CMK da bir hüküm yoktur. Sanık , katılan , vekili ya da müdafi bir sınır olmaksızın tanığa soru sorabilmelidir. Tanığın sıfatından da anlaşılacağı üzere tanık sorulan sorulara cevap vermek ile yükümlüdür . Tanığın sorulan soruya cevap vermeme gibi hakkı yoktur. Aşağıdaki CMK md. 60 da da görüleceği üzere tanığın yasal bir neden olmaksızın tanıklıktan ya da yeminden çekinmesi bir kurala bağlanmıştır. Tanığın sanık ile yüzleştirilmesi son derece mühim çünkü sanık hem suç isnadı altındadır hem de adil yargılanma hakkı çerçevesinde aleyhine olan tanık ifadeleri nedeniyle söz konusu tanıkları sorgulayabilmelidir.
Tanıklıktan ve yeminden sebepsiz çekinme
Madde 60 – (1) Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının
gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir. Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde, derhâl serbest bırakılır.
Tanık ya da tanıklar yargılamada her ne kadar sanık ya da katılanın lehine ya da aleyhine konuşursa konuşsun hakim söz konusu tanık delili değerlendirmede serbesttir.
Delilleri takdir yetkisi
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
Uygulamada ceza davası açıldıktan sonra kovuşturma evresine geçilir. Söz konusu tanıklar da mahkemede dinlenir . Hakim söz konusu alınan tanık ya da tanık beyanları ile bağlı değildir. Çünkü tanık delili de hakimin vicdani kanaati ile serbestçe belirlenir . Sanığın ikrarı dahi hakimi bağlamayacağına göre sanık aleyhine olsun ya da olmasın tanık beyanları ile de hakim bağlı değildir. Ayrıca savcılık aşamasında alınan tanık beyanları da kovuşturma everesinde tartışılmalı bir çelişki varsa giderilmeye çalışılmalıdır. Ayrıca ifade etmek gerekir ki; ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan “adil yargılama” hakkının temel gerekleri ve CMK’nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2019/296 Karar Numarası: 2019/578 Karar Tarihi: 08.10.2019
Taraflardan biri tanık dinletmek istediği zaman söz konusu tanık dinlenmeli eğer dinlenmeyecekse gerekçeli bir biçimde tanığın neden dinlenmediği izah edilmelidir.
Yemin verilmeyen tanıklar
Madde 50 – (1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar
Sanığın aleyhine ne kadar tanık beyanı olursa olsun sanığın suçunun söz konusu tanık beyanlarının niteliğine göre sabit görülmesi mümkün değildir. Çünkü tanık beyanları birer delil olup sanığın suçu kesin olarak ispat eden bir vasıta değildir. Ceza yargılamasında sanığın suç işlediğini tanık değil savcı ispat eder.
Tanıklıktan çekinme hakkı olan kimselere, bu hakları, dinlenmeye başlamadan önce hatırlatılmalı ve bu haklarını kullanıp kullanmayacakları hususu da tutanağa yazılmalıdır.
Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimsenin bu hakkı hatırlatılmadan dinlenilmesi hâlinde beyanlarının kanıt olarak değerlendirilmesi de artık olanaksızdır. Kaldı ki CMK’nın 210/2. maddesinde “Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz.” hükmü getirilmiş olup bu hakkın sonradan kullanılması hâlinde önceki ifadelerinin dahi kanıt olarak kullanılması yasaklanmıştır. O hâlde tanıklıktan çekinme hakkı bulunan bir kimseye bu hakkının hatırlatılması zorunlu olup çekinmeyen tanığın tanıklığının yemin ile teyidinin gerekip gerekmediği CMK’nın 51. maddesi uyarınca bundan sonra hâkim tarafından takdir edilecektir. Ancak tanık yemin etmekten çekinebilir. Bu hususun kendisine bildirilmesi gerekir .(YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2019/296 Karar Numarası: 2019/578 Karar Tarihi: 08.10.2019)
Tanık mahkemede dinlenmeden önce tanıklık görevinin önemi hakim ya da mahkeme başkanı tarafından tanığa izah edilir.
Tanığa görevinin önemini anlatma
Madde 53 – (1) Tanığa;
a) Dinlenmeden önce, gerçeği söylemesinin önemi,
b) Gerçeği söylememesi halinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı,
c) Doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği,
d) Duruşmada mahkeme başkanı veya hâkimin açık izni olmadan mahkeme salonunu terk edemeyeceği,
Anlatılır.
Tanık maddi gerçeğin araştırıldığı ceza yargılamasında doğruyu söylemek ile mükelleftir. Tanığın yalan söylemesi halinde ve bu yalanın tespit edilmesi halinde tanık hakkıda ceza davası açılacaktır. Burada şu hususa dikkat çekmek gerekir. Eğer tanık duruşmada dinlenirken yalan söylerse ve yalanı tespit edilirse 2 ihtimal gündeme gelebilir.
Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler CMK MD.
Madde 90 – (1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama
yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
Duruşma sırasında işlenen suç hakkında işlem
Madde 205 – (1) Bir kimse, duruşma sırasında bir suç işlerse, mahkeme olayı tespit eder ve bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir; gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir
Bu 2 hükümden de anlaşılacağı üzere devam eden ceza yargılanmasında duruşmada yalan tanıklığı tespit edilen tanık yakalama tedbirine ya da tutuklamaya maruz kalabilir. Ancak mahkemede yalan söyleyen tanık hakkında mahkeme bir tutanak düzenleyecek ve söz konusu tutanağı da Başsavcılığa bildirecektir. Başsavcılık ilgili tutanak eline ulaştığında kanundaki şu hususu uygular.
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 9/11/2007 tarihli ve E.2014/9104, K.2017/4340 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak, buna ulaşacak olan ise delillerdir. Deliller; samimi açıklamalar, tanık beyanları, sanık ve tanıklardan başka kişilerin açıklamaları, tutanaklar, özel yazılı görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak deliller, eşittir. Gerçekte olayın nasıl olduğunu en iyi bilen sanıktır ancak kendi aleyhine beyanda bulunması beklenemez.
O halde olayın mağduru varsa tanığı mutlak mahkeme huzurunda dinlenmelidir.
Ceza yargılamasında doğrudan doğruyalık ilkesi gereği yakınan ve/veya tanığın gaip, vefa etmiş, adresi meçhul veya ulaşılamaz olduğu mahkemece açıkça saptanmadığı durumlarda mutlaka mahkeme huzurunda beyanlarının alınması gerekir.
Hal böyle olunca; mağdur ve tanık [Y.F.nin] adres kayıt sistemi de dahil adresleri resen araştırılıp tespit halinde mahkeme huzurunda olay ile ilgili ayrıntılı beyanları alınıp, yakınan ve tanık beyanları arasında olası aykırılık durumunda da bu husus usulünce giderildikten sonra sonucuna göre, sanığın suç teşkil eden haksız fiili olup olmadığı, varsa bunun hukuki değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülmeden eksik inceleme ile yetinilip, duruşmaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması [bozmayı gerektirmiştir.]”
(Kapatılan) Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 23/11/2016 tarihli ve E.2014/38199, K.2016/2864 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Ceza muhakemesinde duruşmanın yürütülmesinde doğrudan doğruyalık ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup, hüküm verecek olan mahkeme hâkiminin sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya geleceği, herhangi bir vasıta olmadan beyan delilini dinleyeceği ve belge delilini okuyacağı, tanığın maddi hakikate ulaşmak için yargılamaya konu eylemle ilgili bildiğini, gördüğünü ve duyduğunu tarafsız ve yorumsuz bir şekilde olduğu gibi anlatmakla yükümlü olduğu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6/3-d bendine göre; bir suçla itham edilen kişinin, tanıkların davet ve dinlenmelerinin istemek ve iddia edenin tanıklarına soru sormak hakkının bulunduğu, belirtilen ilkelerin adil yargılama hakkının bir gereği olduğu ve buna göre, her aşamada suçlamayı reddeden sanığın beyanına karşılık, tek delil statüsünde bulunan ve müştekinin beyanında geçen tanığın kim olduğu tespit edilmeden ve duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiğinin zorunlu olduğu gözetilmeden hükümlülük kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş[tir.]“

