MASUMİYET KARİNESİ

Masumiyet karinesi Anayasanın 38/4 . maddesine göre şu şekilde tanımlanmıştır ; Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Suçluluğun hükmen sabit olması demek bir kimse hakkında açılmış kamu davası neticesinde ilk derece mahkemesi tarafından sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi bu kararın da Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesince onanması ve bu kararın da Temyiz edilmesi üzerine söz konusu mahkumiyet hükmünün de Yargıtay tarafından onanması demektir.

Ancak söz konusu evrensel hukuk ilkesini Anayasada ve kanunlarda yazan şeklinden çok daha geniş bir kapsamda anlamak gerekir. Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen ve masumiyet ( suçsuzluk ) karinesinin bir uzantısı olan “kuşkudan sanık yararlanır ilkesi” ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkulu ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkumiyeti bir olasılığa değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2010/9-88 Karar Numarası: 2010/255 Karar Tarihi: 14.12.2010)

 Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

Masumiyet karinesi kavramının tanımı kanaatimizce ; ” Hakkında işlediği iddia olunan suçun ve söz konusu ceza normunu ihlal eden suç teşkil eden eylemi bulduğu iddia olunan bir kimsenin suçluluğunun iddia makamı tarafından ispatlandıktan sonra söz konusu mahkumiyet hükmünün kesinleşmesine kadar bir kimsenin suçlu sayılamamasıdır.” Bu kuraldan da anlaşılacağı üzere hiç kimse kendisine isnat olunan söz konusu suçu ya da suçları işlemediğini ispat ile mükellef değildir . Zaten Anayasada yer alan susma hakkı da bu durumu doğrulamaktadır. Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. ( Anayasa md. 38/5)

Ceza yargılanmasında sanık hakkında kabul edilen iddianame ile kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar (CMK MD. 175/1) Söz konusu ceza yargılamasında temel amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır , Mahkeme iddia makamının iddiası üzerine maddi gerçeği araştırır. Burada önemli olan asıl mesele sanığın eğer suçlu olduğu hukuka uygun delillerle iddia makamı tarafından ispatlanabiliyorsa hakkında mahkumiyet kararı verilmelidir. Sanık suçsuzluğunu ispat edemiyorsa suçludur anlayışı hukuk mantığı ile bağdaşmaz. Neticede sanık hakkında suç ithamında bulunan ve kamu davasını başlatan İddia makamıdır. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. ( CMK md.170/1) . İddianamede sanığa bir ya da daha fazla suç itham edilir bir başka söylem ile sanığın eylemlerinin suç olduğu iddiası vardır. Ancak söz konusu ithamlar birer iddiadır ,iddiaların doğruluğunu mahkeme araştıracaktır. Masumiyet karinesi evrensel çekirdek bir haktır. Bir başka söylem ile bu haktan vazgeçme mümkün değildir . Sanık kendi suçunu işlediğini ikrar ( kabul) etse bile Hukuk devleti bireyi kendisine de karşı korumakla mükellef olduğu için suçluluğu ispat edilemeyen sanığın Beraat etmesi bir başka anlatım ile suçsuz bulunması gerekmektedir. Söz konusu suç iddiasını da hukukun evrensel ilke ve esaslarından olan ” herkes kendi iddiasını ispatla mükelleftir ” kuralı gereği iddia makamı ispatlayacaktır . Sanık söz konusu yargılama kendisi ya da yakınlarını suçlayacak hiçbir beyanda bulunmak hatta konuşmak zorunda dahi değildir.

YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2015/12885 Karar Numarası: 2016/4494 Karar Tarihi: 02.05.2016 sayılı kararın da ;

Sayın çoğunluk sanığın mahkumiyeti yönünde kanaate ulaşırken aralarında yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi olmayan kişiler arasında günün ekonomik koşullarına nazaran yüksek sayılabilecek paranın karşılıksız verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmaması ihtimalini nazara almış ise de, bu karine de mahkumiyet hükmü için başlı başına yeterli değildir, kabul edilen karinelerin mahkumiyet hükmüne dayanak olabilmesi için somut delillerle desteklenmesi ve kanıtlanması gerekmektedir. Yargıtay CGK’nun 10/03/2015 gün ve 2014/792 E., 2015/42 sayılı kararında bu konuya vurgu yapılarak; ‘‘Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”

Masumiyet karinesi şüphesiz ki Adil yargılanma hakkı ile de ilişkilidir. Buna göre ;

Sanığa mahkemede dinlenme imkanı verilmeli ,

CMK md. 147 uyarınca ifadesi alınmalı ,

CMK md. 149 uyarınca müdafi seçme hakkı tanınmalı ,

CMK md. 191/3-c uyarınca Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve
147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilmeli ,

CMK md. 201 gereğince hakim aracılığı ile soru sorma hakkı tanınmalı ,

CMK md. 206 uyarınca deliller sanığa da gösterilmeli ,

CMK MD. 216 uyarınca deliller sanık tarafından da tartışılabilmelidir.