Bu makalede istinafta BAM ceza dairelerinin vermiş oldukları kararların sanığın temyiz hakkına etkisi ele alınacaktır.
İstinaf
Madde 272 – (1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir.
CMK MADDE 280/ 1-E F VE 2. FIKRA
e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
f) (Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, Karar verir.
(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.
BAM ceza daireleri istinaf incelemesi neticesinde 2 durumda bozma kararı verebilmektedirler. Bunlar CMK madde 280/1-e ve 280-1-f dir . Bu 2 bend dışında BAM ceza dairesi bozma kararı verememektedir. CMK madde 280/1-g bendi dışında bir durumda BAM ceza dairesinde duruşma açılmamaktadır.
Temyiz
Madde 286 – (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
(2) Ancak;
a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, temyiz edilemez
CMK madde 286/1 uyarınca BAM ceza dairelerinin onama kararı temyiz edilebilir. BAM ceza dairesinin verebileceği kararlar CMK madde 280’de sayılmıştır. CMK madde 280/1-a-b-c-d bendlerinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilir.
CMK madde 280/1-e ve f bendinde ise dosya bozulur ve ilk derece mahkemesine gönderilir. CMK madde 280/1-e bendinde ise CMK madde 289/1-g ve h bendi haricinde bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü
bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilir.
CMK madde 289/ 1-g ve h bendi harici hükümler şunlardır :
Hukuka kesin aykırılık hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip
hâkimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması
CMK madde 289/1-g ve h bendi dışında bir sorun olması halinde BAM ceza dairesi hükmü bozacak ve ilk derece mahkemesine gönderecektir.
Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli ve 2019/674 Esas, 2022/89 sayılı kararı ile sanığın 6831 sayılı Kanunu’na muhalefet suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Anılan kararın katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/2297 Esas, 2022/4050 Karar sayılı kararı ile “… sanığın kadastrosu kesinleşmiş … ormanı içerisinde işgal ve faydalanmada bulunduğu, orman alanının etrafına taş duvar ile çevirerek yine inşai faaliyette bulunduğu anlaşılmakla ve hala eylemine devam ettiğinin de tespit edilmiş olması karşısında, sanığın buna göre hukuki durumunun tayini gerekirken dosya kapsamına göre uygun olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi” nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği bozulmasına karar verilmiştir. Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2022 tarihli ve 2022/410 Esas, 2022/785 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6831 sayılı Kanun’un 93 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 5237 sayılı Kanun’un 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 … hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve aynı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca müsadereye karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf yasayoluna başvurulmuştur. İki dereceli yargılama sisteminde; ilk derece mahkemesinin yanında ikinci derece olarak maddi vaka inceleyen ve hukukilik denetimi yapan bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin verebileceği kararlar, 5271 sayılı CMK`nun 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz kanun yoluna tabi oldukları hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, aynı Kanunun 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrı ayrı sayılmıştır. “Direnme yasağı” başlıklı 5271 sayılı Kanun’un 284 ncü maddesine göre; “(1) Bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez. (2) İtiraz ve temyize ilişkin hükümler saklıdır”.
Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bozma kararı verme yetkisine dair düzenleme, 5271 sayılı Kanun’un 280 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer almaktadır. Kanun koyucu bozma sebeplerini sadece (g) ve (h) bentleri hariç CMK 289 ncu maddesinin birinci fıkrasındaki sebeplerle sınırlı saymıştır. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi; işin esası ile ilgili hukuki ve maddi vaka değerlendirmesi yapmak suretiyle ilk derece mahkemesinin kararını, “beraat yerine mahkumiyetine” veya “mahkumiyeti yerine beraatıne” şeklinde değerlendirme yaparak bozma kararı veremeyecektir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bu şekilde bir bozma sebebi ile dosyayı ilk derece mahkemesine göndermesi, 5271 sayılı Kanun’un 280 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile 5271 sayılı Kanun’un 289 ncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemelere açıkca aykırıdır.
Hakimlerin kararlarını herhangi bir müdahaleye maruz kalmaksızın sadece kendi vicdani kanaatlerine göre vereceği Anayasa'nın 138 nci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin somut olayda olduğu üzere CMK 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yeralan bozma için öngörülen sınırlı sebepleri genişleterek ilk derece mahkemesinin kararını bozup göndermesi şeklinde oluşan hukuka aykırılığın yanında ayrıca CMK’nın 284/1. maddesindeki “Direnme yasağı” kapsamında bir takım hukuki sorunları ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki; 1- “Direnme yasağı” nedeniyle, dava ile ilgili yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi delilleri serbestçe takdir sonucu oluşacak kendi vicdani kanaati yerine BAM Ceza Dairesinin kanuna açıkça aykırı olarak yargı yetkisine müdahale içeren bozma kararında yer alan ve esasa ilişkin bağlayıcı nitelikteki kanaat ile bir karar vermeye zorlanmaktadır.Kaldı ki; somut olayımızda olduğu üzere ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş beraat kararını inceleyen BAM ceza dairesince verilen bozma kararı kesin nitelikte olduğundan ve bu karara karşı direnme yasağı gerekçesiyle bozma kararı uyarınca ilk derece mahkemesinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararı temyiz edilemeyecek hükümlerden olduğundan, bu karara karşı sanığın temyiz hakkı bulunmayacaktır. Oysa ki, iş bu dosyada olduğu üzere BAM ceza dairesince davanın yeniden görülmesi kararı verilerek yapılacak duruşma sonunda ilk derece mahkemesinin beraat kararını kaldırarak mahkumiyet kararı vermesi halinde bu karara sanığın temyiz hakkı olacaktır. Bu itibarla, kanuna aykırı olarak yetki aşımı ile BAM ceza dairesince verilen bozma kararının sanığın temyiz hakkını ortadan kaldıran ve temel hak ve özgürlükler kapsamında Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü”ne müdahaleye ulaşan sonuçlara sebebiyet vereceği kuşkusuzdur. 2-Hukuk devletinde olması gereken yargı mercilerinin Anayasa ve kanunlarla kendine verilen görev dahilinde karar vermesi ve yetkisini aşmamasıdır. 5271 sayılı Kanun'un 284 ncü maddesinde yer alan bozma kararlarının kesinliği nedeniyle bu kararın Yargıtay tarafından incelenip incelenemeyeceği ise diğer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası; “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.” şeklindedir. Buna göre, Yargıtay Dairesince yapılan temyiz incelemesinin konusunu, öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin bozma dışında kalan ve temyiz edilen hükümleri oluşturmaktadır. Kanun koyucu; temyiz aşamasındaki bozma kararı ile istinaf kanun yolundaki bozma kararını farklı değerlendirmiştir. En önemli fark olarak istinaf kanun yolunda verilen bozma kararlarının kesinliği ve bunlara karşı direnme yasağının öngörülmesidir. O halde BAM ceza dairesinin bozma kararları kesindir. Kanun koyucu, işin esası ile ilgili bir hüküm olmayan ve son karar niteliği bulunmayan bozma kararlarına karşı herhangi bir olağan yasa yolu öngörmemiştir. Bu düzenlemeler karşısında; bozma kararının temyiz yasa yoluna taşınması (CMK m.286/1) mümkün değildir. İnceleme konusu dosya içeriğinde, ilk derece mahkemesi kararını inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/2297 Esas, 2022/4050 sayılı kararı ile “sanıklar aleyhine mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinden” bahisle bozulmasına karar verildiği, bu hususun yukarıda açıklanan CMK 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmemesi nedeniyle; Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin duruşma açarak karar vermek yerine bozma kararı vermesinin ve bu bozmaya dayanarak İlk Derece Mahkemesinin yeniden hüküm kurmasının yasal dayanağı bulunmadığından gerek anılan bozma kararının gerekse İlk Derece Mahkemesince ikinci kez verilen karar ile anılan kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 18.05.2023 tarihli ve 2023/1326 Esas, 2023/1312 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddine dair kararı ve ayrıca sanık müdafinin temyiz talebi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 13.09.2023 tarihli ek kararı ile temyiz talebinin reddine ilişkin kararlarının hukuki değerden yoksun nitelikte olduğu belirlenerek; Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.02.2022 tarihli ve 2019/674 Esas, 2022/89 sayılı Kararının katılan vekili tarafından istinaf edildiği gözetilerek İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi'nin 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesi kararı verilerek yapılacak duruşma sonunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurma konusunda görevli ve yetkili olduğundan, bu şekilde yapılacak istinaf incelemesi neticesi verilecek kararın temyiz edilmesi halinde Yargıtay’a gönderilmek üzere dava dosyasının yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerektiği halde işin esası ile ilgili bir hüküm olmayan ve 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca bozma kararlarına karşı herhangi bir olağan yasa yolu öngörülmemiş olması karşısında temyiz yasayolu incelemesine konu edilemeyecek İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/2297 Esas, 2022/4050 sayılı bozma kararının incelenmesinin yapılarak bozulmasına dair karara ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.18.12.2023YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2023/18680 Karar Numarası: 2023/11225 Karar Tarihi: 18.12.2023
…
".5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi" başlıklı 296. maddesi şöyledir: "(1) Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder. (2) Temyiz eden, ret kararının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtaydan bu hususta bir karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Yargıtaya gönderilir. Ancak, bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenemez.". 5271 sayılı Kanun’un "Temyiz isteminin reddi" başlıklı 298. maddesi şöyledir: "(1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.". Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır. İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için resen öngörülen bir kanun yolu (CMK m. 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar resen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmıştır (CMK m. 288/1, 294/2). Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki soruna ilişkindir. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminin ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin yayınevi syf. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Bu hâliyle bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde, hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki halde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur: a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz. b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halûkârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur. c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir. Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir: 1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması. Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir. Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2023/33667 sayılı ... başvurusu üzerine verdiği 9/1/2025 tarihli kararında; Mahkemece, başvurucunun (sanığın) katılan E.Ç. ile mağdurlar S.A. ve S.M.ye yönelik üzerine atılı olan suçlar nedeniyle beraatine karar verdiği, İstinaf Dairesinin ise dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda; katılan E.Ç.ye yönelik silahla kasten yaralamaya azmettirme ve mağdur S.M.ye yönelik tehdit suçları nedeniyle başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği, mağdur S.A.ya yönelik nitelikli yağma suçu yönünden ise çeşitli araştırmalar yaparak başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle beraat hükümlerinin bozulmasına hükmettiği, bozma kararı üzerine Mahkemece yapılan yargılama sonucunda başvurucunun katılan ... mağdurlara karşı üzerine atılı olan suçlardan mahkûmiyetine karar verildiği, hüküm istinaf incelemesi sonucu kesinleştiği, bilahare istinaf kararının temyiz edilmesi üzerine de temyiz talebinin öncelikle İstinaf Dairesi, daha sonra Yargıtay tarafından reddedildiği olayda; "İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. .Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmetmiştir. Keza Yargıtay Daireleri de AYM kararına konu teşkil eden benzer olay ve bozma üzerine ilk derece mahkemesince tesis edilen hükümlerin, esas itibariyle bölge adliye mahkemesi tarafından verildiği (Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04.03.2021 tarihli ve 6371-1851 sayılı, 9. Ceza Dairesinin 22.06.2023 tarihli ve 2981-4580 sayılı, 5. Ceza Dairesinin 18.04.2024 tarihli ve 5322-4330 sayılı, 6. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 2388-8319 sayılı, 11. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 6519-3057 sayılı kararları vb.), ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin kararı ile bozma üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 24.04.2023 tarihli ve 12734-2067 sayılı ve 20.02.2024 tarihli ve 29761-2708 sayılı kararları vb.) gerekçeleriyle temyiz başvurularını esastan incelemişlerdir. Diğer taraftan bölge adliye mahkemesi ceza daireleri kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vererek, dava dosyasını ilk hükmün devretme etkisiyle görevi sona eren ilk derece mahkemesine yeniden göndermiştir. Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir (CMK m. 3). 5271 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre de, "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.". Şu hâle göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerekir. B. Hukuki Nitelendirme: Sanığın, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116/4. maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; silahla tehdit suçundan TCK’nın 106/2-a ve 43/2. maddeleri uyarınca 2 yıl 16 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tüm suçlar yönünden aynı Kanun’un 53 ve 58. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2018 tarihli ve 12-62 sayılı hükümlerin, sanık, müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 18.03.2021 tarih ve 437-388 sayı ile; "...Sanığın eyleminin kül halinde 5237 sayılı TCK'nın 149/1-a-d-h bentlerinde belirtilen yağmaya teşebbüs suçunu ve yine aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a-f ve 110. maddelerinde belirtilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında; delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek sanık hakkında yazılı şekilde uygulama yapılması," isabetsizliğinden bozulmasına, Bozma kararına uyan ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.05.2021 tarih ve 38-37 sayı ile; bu kez sanığın, teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan TCK’nın 149/1-a-d-h, 35, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca beş kez 8 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin hükümlerin sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 28.09.2021 tarih ve 1459-1798 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.06.2024 tarih, 12549-7092 sayı ve oy çokluğu ile bozulmasına karar verilen dosyada; Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Bölge Adliye Mahkemesinin sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçunu oluşturacağından bahisle bozma kararı verip veremeyeceğinin değerlendirilmesine ilişkin ön sorun yönünden: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince verilen 18.03.2021 tarih ve 437-388 sayılı bozma kararı ile iş bu bozma kararına istinaden tesis edilen ... Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2021 tarih ve 38-37 sayılı kararının, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmalarına", Dava dosyasının, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.05.2018 tarihli ve 12-62 sayılı hükümler ile ilgili olarak, gerekiyorsa 5271 sayılı Kanun'un 280/2 maddesi de gözetilmek suretiyle istinaf incelemesi yapılması için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2024/490 Karar Numarası: 2025/197 Karar Tarihi: 30.04.2025

