AVUKATIN SORUŞTURULMASI VE YARGILANMASI

Bu yazıda Avukatlık mesleği yapan kişilerin işledikleri suçlar nedeniyle soruşturulması ve yargılanması ele alınacaktır.

Avukatlık Kanununa göre ;

  • Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet Savcısı: Madde 58 – (Değişik: 23/1/2008-5728/331 md.) Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve kayıtlı olunan baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanununun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.
  • Kovuşturma izni, son soruşturmanın açılması kararı ve duruşmanın yapılacağı mahkeme: Madde 59 – 58 inci maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir. Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenliyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. İddianamenin bir örneği, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun hükümleri uyarınca, hakkında kovuşturma yapılan avukata tebliğ olunur. Bu tebliğ üzerine avukat, kanunda yazılı süre içinde bazı delillerin toplanmasını ister veya kabule değer bir istemde bulunursa nazara alınır, gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir. Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır. (Ek cümle: 2/5/2001 – 4667/38 md.) Durum avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir. (Ek fıkra:11/7/2020-7249/10 md.) Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrası uygulanmaz.

Suçüstü hali:
Madde 61 – (Değişik: 23/1/2008-5728/332 md.)
Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü halinde soruşturma, bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından genel hükümlere göre yapılır.

Dava dosyasının incelenmesinden, 26.03.2005 tarihinde meydana gelen karşılıklı hakaret ve darp eylemi sebebiyle olay sonrası ifadeleri alınmak üzere Melikgazi İlçe Jandarma Komutanlığı'na götürülen tarafların müdafi talep etmesi üzerine, Kayseri Barosu'na kayıtlı Av. …'ın müdafi olarak görevlendirildiği, adı geçenin her iki tarafın ifadelerinde müdafi sıfatıyla imzasının bulunduğunun anlaşılması üzerine adı geçen avukatın görevini kötüye kullandığı iddiasıyla davacı tarafından şikayet edildiği, …Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan …tarih ve …sayılı fezlekede, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4. ve104/2. maddeleri gereğince müsnet suç için öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu, bu haliyle soruşturma ve kovuşturma şartının bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönünde kanaat bildirildiği, Adalet Bakanlığınca yapılan değerlendirmede ise, kollukta alınan ifadelerde baro tarafından görevlendirilmesi üzerine avukatın görevinin gereğini yerine getirdiği, katıldığı beyanlarda müştekinin ve diğer tarafın hakkını ihlal edecek herhangi bir eylemde bulunmadığı, baro tarafından görevlendirilmesi nedeniyle avukata kusur izafe edilemeyeceği bu sebeple eylemin muahezeyi gerektirmediği gerekçesiyle adı geçen hakkında soruşturma izni verilmemesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Olayda, 26.03.2005 tarihinde meydana gelen karşılıklı darp ve hakaret olayına karışan tarafların ifadelerinin alındığı esnada müdafilik görevini yürüten şikayetli avukatın, her iki tarafın ifade tutanaklarında imzasının bulunduğu görülmekte ise de; ifadelerin alındığı esnada kendisine söz verilen müdafiin olayla ilgili olarak tarafların leh veya aleyhine herhangi bir açıklamada bulunmadığı görülmektedir. Buna göre, ifade alınması esnasında yalnızca hazır bulunmaktan ibaret olduğu anlaşılan şikayetli avukatın eyleminin görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmış olup soruşturma izni verilmemesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.DANIŞTAY 8. DAİRESİ Esas Numarası: 2021/3816 Karar Numarası: 2021/7134 Karar Tarihi: 29.12.2021

Avukatlar temsil yetkisi uyarınca vekalet veren vekil adına işlem yaparlar ve müvekkillerini temsil ederler. Avukat kendisi adına değil müvekkili adına işlem yapmaktadırlar. Her kişi olduğu üzere avukata suç isnad edilebilir. Söz konusu isnad edilen suçlar ya avukatın göreviyle ilgilidir ya da kişisel bir suçtur. Avukatlık mesleğinde Milletvekillerinde olduğu gibi bir yasama dokunulmazlığı ya da yasama sorumsuzluğu durumu mevcut değildir. Anayasanın 10. maddesindeki Eşitlik ilkesi de açıktır.

  • Davacı tarafından şikayetli avukatlar aleyhine kendisine ait müvekkilleri etkileyerek azle neden oldukları ve azledenler açısından tahsil edilen paralardan %15 vekalet ücreti kaybına, büroya gelen işlerden de kazanç kaybına uğradığı iddiasıyla 5.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açıldığı, …İş Mahkemesi’nin E:…K:…sayılı kararında, taraflar arasında hizmet ilişkisinin olmadığı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 44-A bendinde belirtilen gider ortaklığına dayanan “aynı büroda birlikte çalışma” halinin mevcut olduğu, davalılarca dosyaya sunulan hizmet döküm cetvellerinden davacının işveren olarak kayıtlarda adının geçmediği ve “bağımlılık”, “zaman”, “iş görme”, “ücret”, “işin yönetim ve denetimi” unsurlarının taraflar arasında bulunmadığı, davacı ve davalıların müvekkillerinden aldığı ortak vekaletnameye istinaden işin yürütüldüğü bu nedenle taraflar arasında iş kanunu anlamında işçi-işveren ilişkisinin kurulmadığı, alacağın niteliği nazara alındığında görevli mahkemenin alacak miktarına göre genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın …Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, …Asliye Hukuk Mahkemesinin …esasına kayıtlı olarak görülen davada, 149 kişiye ait azilname örneği, taraflar arasında uyuşmazlığa konu dava dosyaları, disiplin soruşturmalarıyla ilgili dilekçeler, bilirkişi raporu ve tanık beyanları da dikkate alınarak, davacı avukatın ameliyat olması nedeniyle belirli bir süre avukatlık yapamadığı, bu süreç içinde davalıların davranışları sonucu davacının bir kısım müvekkillerinin davacıyı azlettiği, azil nedeniyle davacının hak kazanabilecek vekalet ücretlerinden mahrum kaldığı, davacının uğradığı zararın davalıların haksız rekabet oluşturan eylemleri sebebiyle elde etmekten mahrum kalınan kazanca ilişkin olduğu, öte yandan davalıların birlikte çalıştığı süre zarfında sır sayılan müvekkil bilgilerini, dürüstlük kuralına aykırı olarak kendi menfaatlerine kullandıkları gerekçesiyle bilirkişi raporunda yer verilen tespitler ve davacının talebiyle de bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince, her ne kadar şikayetli avukatların davranışları sonucu davacının müvekkillerinin azline neden olduklarına dair davacının soyut iddiaları dışında iddialarını ispata yarar nitelikte hukuken kabul edilebilir somut bilgi ve belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; yukarıda gerekçesine yer verilen …Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılamada dinlenen ve şikayetli avukatlarca kendilerine de davacının azledilmesi hususunda teklifte bulunulan tanık beyanlarından, şikayete konu iddiaların soyut mahiyette olmadığı, şikayetli avukatların haksız rekabete dayalı davranışları sonucu davacının müvekkillerinin azline neden oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca azil işlemlerinin de özellikle belirli bir dönemde ve taraflar arasında anlaşmazlığın yaşandığı tarihten sonra (2015 yılının mart ve nisan aylarında) gerçekleştiği dikkate alındığında, bu durumun hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi davacının mağduriyetine de neden olduğu açıktır. Diğer taraftan, davacının gerek …Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu şikayet başvurularında ve gerekse savcılık ifadesinde müvekkillerinin azline neden olma iddiası dışında başkaca iddialarının da yer aldığı görülmekte olup söz konusu iddialar yönünden herhangi bir inceleme ve araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, şikayetli avukatların eylemlerinin bir bütün olarak değerlendirilerek görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilebilmesi açısından soruşturma izni verilmesi gerekirken aksi yönde işlem tesisi ile soruşturma izni verilmemesine yönelik işlemde ve İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. DANIŞTAY 8. DAİRE Esas Numarası: 2021/1893 Karar Numarası: 2021/7142 Karar Tarihi: 29.12.2021
  • İnceleme konusu somut olayda; İstanbul Barosunda kayıtlı avukat olan sanığın, Pınarbaşı Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/35 esasına kayden görülen kamu davası esnasında, sanık müdafii sıfatıyla hakimin reddini talep eden 28/04/2014 tarihli dilekçesinde, “…Müdahil vekili Avukat … ve hakim, kundaklanmış iş makinelerinin, Merpa Metale ait olduğu ve müdahil … tarafından yakıldığının ispat edebilecek en küçük delilin dosyaya girmemesi için olağanüstü bir çaba içindedir… hakim bugüne kadar sanıkların lehine olan delilleri toplamakta ve tanıkları dinlemekten kasıtlı olarak itina etmiştir… sanıkların masumiyetini ispat edebilecek delillerin ve tanık beyanlarının bozma nedeni olabileceği endişesiyle dosyaya girmesine engel olan hakim aynı zamanda avukat …’un manipüle ettiği delillerdeki çelişkileri görmezlikten gelmektedir… içeri girdiğinde hakim son derece nazik bir uslupla bendeki duruşma tutanağını geri istedi. Duruşma bitmiş olmasına rağmen salonda bekleyen avukat …’un talebi ile değiştirilmiş, asıl duruşma tutanağını imha edip yerine zaten bilgisayar ekranında hazır olan yeni duruşma tutanağını yazdırdı…” şeklinde beyanlarda bulunduğu, yine 12/05/2014 tarihli dilekçesinde “…adil ve tarafsız olduğunu iddia eden hakimin, hem kundaklanmış iş makinelerinin kime ait olduğunu hemde kim tarafından kundaklandığını ispat etmemize engel olmaktadır. Bu mudur adil ve tarafsız olmak”, “hakim … kundaklanmış iş makinelerinin sanıklara ait olduğunu ve … tarafından kundaklandığının ispat edilmesinden endişe etmektedir…derdest dava yakarak mala zarar verme isnadı ile açılmış olmasına rağmen Pınarbaşı Asliye Ceza Mahkemesi hakimi kundaklanmış iş makinelerinin sanıklara ait olduğunu ve müdahil tarafından yakıldığını ispat etmemize engel olmaktadır…” şeklindeki sözleri nedeniyle, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ettiği gerekçesiyle düzenlenen iddianame sonrasında Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesince, sözlerin eleştiri niteliğinde hatta bir adım daha ötesi rahatsız edici olduğu, ancak TCK’nın 125.maddesi kapsamında hakaret içermediği, beyanların savunma hakkı ve avukatlık görevi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Sanık tarafından söylenen sözler ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, dosya dahilinde sanık hakkında son soruşturmanın açılması kararı verilebilecek nitelikte, yeterli delillerin bulunduğu anlaşılmakla, mercii tarafından verilen sanık hakkında son soruşturmanın açılmaması şeklindeki karar hukuka aykırı bulunmuştur.YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2017/984 Karar Numarası: 2017/3007 Karar Tarihi: 20.03.2017
  • Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 03/05/2017 tarihli ve 2017/738 esas, 2017/1862 sayılı kararında da açıklandığı üzere, 1136 sayılı Kanunun özel soruşturma ve kovuşturmayı öngören hükümlerinde tüm ayrıntılar düzenlenmediğinden, açık hüküm bulunan konularda bu düzenlemenin uygulanması gerekmekte, düzenlenmeyen veya ilgili maddelerde atıf yapılan hususlarda ise genel hükümlerin uygulanması zorunlu bulunmaktadır. Başka deyişle, 1136 sayılı Kanun’da açık bir düzenlemenin bulunması durumunda, aynı konu genel hükümler ile (5271 sayılı CMK) aykırı biçimde düzenlense dahi, bu konuda 1136 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Avukatların görev sırasındaki veya görevden doğan suçlarından dolayı Adalet Bakanlığının kovuşturma iznine bağlı olarak, anılan kanunun 59. maddesi uyarınca suçun işlendiği yere en yakın ağır ceza mahkemesi başsavcısı tarafından düzenlenen iddianame üzerine aynı yer ağır ceza mahkemesince son soruşturmanın açılmasına ya da açılmasına yer olmadığına karar verilmektedir. 1136 sayılı Kanunun 60/1. maddesinde ise; “59. maddede yazılı mahkemelerin tutuklama veya salıverilmeye yahut son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı veya sanık tarafından genel hükümler uyarınca itiraz olunabileceği ” belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, özel soruşturma yönteminin düzenlendiği 60/1. madde ile son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına ilişkin karara kimin itiraz edeceği sorunu açıklığa kavuşturulup, yalnızca Cumhuriyet savcısının itiraz edebileceği kabul edilmiş, ancak itiraz yöntemi bakımından genel hükümlere gönderme yapılmıştır. Bu durumda, incelenen dosyada suçtan zarar gören şikayetçinin itiraz hakkının bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle özel yasasındaki hükümle düzenlenen bir konuda, genel soruşturma ve kovuşturma yöntemiyle ilgili olarak, suçtan zarar gören şikayetçinin de yasa yollarına başvuru hakkı bulunduğunu düzenleyen CMK’nın 260/1. maddesi hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; hakaret ve tehdit suçlarından sanık … hakkında Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 23/05/2017 tarihli ve 2017/161 esas, 2017/166 sayılı son soruşturma açılmasına yer olmadığına dair karara yönelik olarak şikayetçi vekili tarafından yapılan itirazın, şikayetçinin anılan karara itiraz hakkının bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, itiraz esastan incelenerek itiraza konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine dair mercii Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/08/2017 tarihli ve 2017/503 Değişik İş sayılı kararında yasaya uygunluk bulunmamaktadır YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2019/3047 Karar Numarası: 2019/11774 Karar Tarihi: 25.06.2019
  • Olayda, şikayet edilen avukat hakkında ” çirkin adam, sen çirkinsin, benim müvekkilime telefon ediyor ayartıyorsun, çirkin adam, çirkinsin sen, ben orduda çalıştım, 50 yıllık avukatım” şeklindeki sözleri söylediği iddiasının tanığı olarak gösterilen Av. …….. ve …’in Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan beyanlarında, inceleme konusu yapılan sözlerde hareket unsuru taşıdığı iddia edilen hususlarda dahil olmak üzere belirtilen sözleri duymadıklarını açıkça beyan ettikleri görüldüğünden Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’nca düzenlenen fezlekede de belirtildiği üzere, şikayet konusu sözlerin Av. ……. tarafından söylendiğine dair soruşturma açılmasını gerektirir şüpheden uzak somut ve inandırıcı delil bulunmadığından şikayet edilen avukat hakkında idarece soruşturma izni verilmemesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. ANKARA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ 9. İDARİ DAVA DAİRESİ Esas Numarası: 2017/958 Karar Numarası: 2017/1286 Karar Tarihi: 28.12.2017
  • TCK’nın 125/3-a maddesinde düzenlenen hakaret suçunun, kamu görevlisine karşı görevi nedeniyle işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiş, eylemin görev nedeniyle olmaksızın sırf görev sırasında işlenmesi ise nitelikli hakaret kabul edilmemiştir. Yargılamaya konu somut olayda, katılanın avukat olarak görev yaptığı, katılanın davacı vekili olarak görev yaptığı tapu iptal ve tescil davası dosyasında sanığın davalı taraf olarak yer aldığı, bahsi geçen davanın davacı lehine sonuçlandığı, suç tarihinde katılan tarafından facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki kendisine ait hesap sayfasından davanın temyiz sürecinde Yargıtay tarafından onandığına ilişkin bir iletinin paylaşıldığı, paylaşılan iletinin herkese açık yorumlar bölümünde sanık tarafından hakaret içerikli sözler paylaşıldığı, tüm dosya kapsamına göre, sanığın, suça konu sözleri, katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı sarfettiği, bu suretle TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca uygulama yapılmasının yerinde olduğu anlaşılmakla, bu husus açısından tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.ARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2016/1223 Karar Numarası: 2018/1463 Karar Tarihi: 12.02.2018
  • .Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir, bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Sanığın, suç tarihinde, stajyer avukat olarak bulunduğu icra dairesinde, katılan icra memurunun kendisinden ısrarlı bir şekilde dosya atmasını istemesi üzerine çıkan tartışmada, katılana hitaben söylediği kabul edilen “lütfen terbiyesizlik yapmayın” şeklindeki ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın katılana yönelttiği sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ağır eleştiri, ve kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi, Kabule göre; a- Hakaretin haksız fiile tepki olarak işlendiğinden bahisle sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 223/4-c. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, anılan maddenin 4-d fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, b- Hakaretin haksız fiile tepki olarak işlenmiş olması nedeniyle, TCK’nın 129/1. maddesine göre ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmesi, suç ve suçluluğu ortadan kaldırmayacağından, CMK’nın 328. maddesi uyarınca sanığın sebebiyet verdiği yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı ve katılan …’ın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmeyerek, HÜKMÜN BOZULMASINA, YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2015/32585 Karar Numarası: 2016/15898 Karar Tarihi: 12.10.2016