KASTEN ÖLDÜRME SUÇU

Bu makalede kasten öldürme suçu incelenecektir.

Kasten öldürme

Madde 81- (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
Nitelikli haller
Madde 82- (1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,
b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,
c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,
d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,
e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
f) (Değişik:12/5/2022-7406/2 md.) Kadına karşı,
g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,
i) (Ek:29/6/2005 – 5377/9 md.)Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

j) Kan gütme saikiyle,
k) Töre saikiyle,
İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Kasten öldürme suçunda maktulün yokluğunun ya da maktule ulaşılamamasının kasten öldürme suçuna etkisi incelenecektir.

Sanık N....’a ait olan lacivert renkli kazağın üzerinde maktûleye ait bir adet kılın ele geçmesi konusunun ise ayrıca ele alınması gerekmektedir: Sanık A...’ın anlatımına göre; suçun işlenmesi sırasında kendisi maktûlenin boğazını kadın çorabı ile sıkarken üzerinde sarı renkli bir gömlek bulunan sanık N.... da, maktûlenin bacakları üzerine oturarak giysilerini açmış ve göğüs ile boyun bölgesine mutfaktan almış olduğu bıçak ile çok sayıda vurmuştur. Ankara Kriminal Polis Laboratuarının raporunda, kazakta bulunan bir adet kılın maktûleye ait olduğu belirtilmektedir. Bu rapora ekli bulunan koli açma ve tespit tutanağında, inceleme için gönderilen diğer delillerin nasıl paketlendiği ve ne içine konularak gönderildiğinin açıkça yazılmasına karşın bahse konu kazağın diğer materyaller ile temas etmesini engelleyecek nasıl bir ambalaj içine konularak gönderildiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. O nedenle, mahkemenin sorması üzerine Ankara Kriminal Polis Laboratuarının kazağın usulüne uygun olarak gönderildiğini belirtmesi hususu, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerle desteklenmemektedir. Katılan R..... tarafından 5271 sayılı CYY’nın 67/6. maddesi uyarınca Ç...... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında görevli üçü profesör biri doçent olmak üzere dört kişilik heyetten alınan ve mahkemeye sunulan bilimsel görüşte bu konuda; söz konusu bir adet kılın doğrudan veya dolaylı temas sonucu bulaşması, olay yeri ortamının veya elde edilen materyalin uygun saklanmaması ya da laboratuarlara uygunsuz koşullarda ulaştırılması sonucunda da kazağa bulaşmış olabileceği belirtilmektedir. Gerçekten de gece boyunca maktûlenin oğlu A..... ile birlikte olan sanık N...’un üzerindeki kazağa maktûleye ait bir adet kılın sanık A....’nin üzerinden de bulaşmış olması sözkonusu olabileceği gibi, bu kazağın usulüne uygun olarak ve diğer materyaller ile temas etmeyecek şekilde muhafaza altına alınıp, laboratuara gönderildiği de kesinlikle tespit edilemediğinden bu işlemler sırasında da bulaşmış olması olasılığı bulunmaktadır. Bunun yanında maktûlenin bacaklarının üzerine oturarak ona 14 adedi tek başına öldürücü nitelikte olmak üzere toplam 16 kez bıçakla vuran bir kişinin üzerindeki kazakta maktûleye ait hiçbir kan lekesinin bulunmamasına karşın bir adet kılın tespit edilmesi hususunun bir kişiyi kasten öldürme suçundan sorumlu tutmaya yetmeyeceği de ortadadır. Ceza Genel Kurulu 2009/1-65 E., 2009/179 K. 
Sanıklar Aziz, Adem, Ahmet, Veli ve Arife tarafından kullanılan cep telefonu hatları ile yapılan aramalar ve kullanılan baz istasyonlarının belirlendiği anlaşılmakla, maktulün cesedinin bulunduğu yer ile sanıkların bulunduklarını iddia ettikleri yerlerdeki baz istasyonlarının suç tarihindeki konumları ve kapsama alanına ilişkin bilgilerin ilgili GSM operatörlerinden sorulmak suretiyle belirlenerek, maktul Lömen'in kaybolduğu 26.07.2009 günü saat: 01.30'dan itibaren cesedin bulunduğu 28.07.2009 günü saat:17.00 tarihine kadar geçen sürede sanıkların, maktulün bulunduğu bölgedeki baz istasyonu kapsama alanında görüşme yapıp yapmadıklarının bilirkişi marifetiyle tespiti yerine eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 1. Ceza Dairesi 2013/3130 E. , 2013/5963 K.

Kasten öldürme suçunda ceset olmaması bir başka anlatımla kasten öldürme suçunda mağdura hiçbir şekilde ulaşılamaması durumunda kasten öldürme suçunun oluşup oluşmadığı önemlidir. Kanuna bakıldığı zaman maktulün bulunup bulunamamasında ziyade kasten öldürme eyleminin ispat edilmesi durumunda sanık hakkında mahkumiyet kararı verilecektir. Bu hususta şu sorular gündeme gelir ?

  • Maktulü son gören kim ?
  • CMK madde 135 uyarınca mobil telefonun tespiti iletişimi kaydı telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenmesi kaydı ve sinyal bilgileri değerlendirmesi
  • Parmak izi
  • Kan örneği
  • Taraflar arasında husumet olup olmadığı
  • Maktulün son gören kişilerin kimliği

Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir. ( CMK md.223/5)

Kasten öldürme suçunun unsurları hareketi ve eylemi istemek ve her 2 bulguyu da kasıtlı bir şekilde gerçekleştirmektir. Kasten öldürme suçunda maktule ulaşılamaması durumunda kasten öldürme eylemi sabit midir ? Burada failin ya da sanığın maktulü öldürdüğü ispat edilebilmelidir. İspat olmadan ceza hükmü kurmak suçsuzluk ve masumiyet karinesine aykırılık teşkil edecektir.

Tüm dosya kapsamına göre; sanıklar .., .. ve .. maktüle .. öz kardeşleri, sanık .. ise babası olduğu, 1999-2000 yılları içerisinde maktülenin ailesi ile birlikte Boyabat İlçesinde yaşadığı, okuduğu Kız Meslek Lisesinin karşısında yer alan ... Lisenin Müdürü tanık .. ile duygusal ve cinsel bir ilişki yaşadığı yönünde söylentiler çıktığı, bu ilişkinin aile fertleri tarafından duyulması ve İlçede yayılması üzerine İstanbul'da yaşayan sanıklar .. ve .. de çağırarak aile bireylerini toplayan .., bu durum nedeniyle artık İlçe'de yaşayamayacağını İstanbul'a taşınmak istediğini beyan ettiği, bir kaç ay sonra da ailece İstanbul'a taşındıkları, maktülenin kendi isteğiyle babasının bulduğu bir anaokulunda öğretmen olarak çalışmaya başladığı, ancak aradan bir kaç ay geçtikten sonra maktülenin bir kaç gün eve gelmediği, yine .. ilişki kurduğu yönünde duyumlar alındığı, ailesinin araştırma ve takibi sonucu bulunan .. bir süre amcasının yanında kaldıktan sonra tekrar evine geldiği, bu hususlara bağlı olarak .. görmek istemeyen .. oğulları olan sanıklara kız kardeşlerini öldürmelerini, cesedini de memleketi olan Alaplı İlçesi Çay Köyünde yaptıracağı evin temeline gömeceğini söyleyerek İstanbul'dan ayrıldığı, ..’ın azmettirmesi üzerine .. sırf bu iş için kullanmak amacıyla araç temin ettiği ve babalarının gitmesinden bir süre sonra atölyede toplanarak alkol aldıkları, .. nasıl öldüreceklerini planladıkları ve kabloyla boğmaya karar verdikleri, yanlarına aldıkları kazma-küreği arabanın bagajına koyarak hep birlikte .. bulunan eve geldikleri, anneleri ..’nin kapıyı açmasının ardından .. ve maktüle ile aynı odada yatmakta olan kız kardeşleri .. oradan uzaklaştırdıkları, çekyat üzerinde uyumakta olan .. yaklaştıkları, .. omuzuna bastırdığı, .. ellerini tuttuğu, .. ise yanlarında getirdikleri kabloyu boğazına dolamak suretiyle onu öldürdükleri, bir iki saat bekledikten sonra battaniyeye sararak arabanın bagajına koydukları cesetle yola çıktıkları, havanın yağışlı ve sisli, kendilerinin de alkollü olmaları nedeniyle daha sonra hatırlayamadıkları meskun mahalden uzak, boş bir araziye kazdıkları çukurun içerisine gömerek üzerini kapattıkları ve oradan uzaklaştıkları, bir kaç gün sonra .. arayan .. "işi hallettiklerini " bildirmesi üzerine hep birlikte köye gittikleri ve sonrasında .. yokluğunu fark eden akrabalarına okul müdürü ile kaçtığını, artık böyle bir kızları olmadığını ve onu aramayacaklarını söyledikleri, Maktülenin cesedinin gömüldüğü yerin aradan yıllar geçmesi ve olay sırasında aldıkları alkolün, gece vakti havanın sisli ve yağışlı olmasının da etkisiyle sanıklar tarafından net olarak hatırlanamadığı, bu nedenle tam olarak nereye gömüldüğü tesbit edilemeyen maktülenin cesedine ulaşılamadığı, Sanıkların yargılama aşamasında yaptıkları savunmalarında ilk ifadelerinden dönerek suçlamayı kabul etmedikleri, ancak soruşturma aşamasında verdikleri ve sorgu hakimine tekrarladıkları anlatımlarının birbirleriyle uyumlu olduğu ve eylemin gerçekleştirilme şekline dair tüm ayrıntıları içerdiği, olay sonrasında maktülenin yaşadığına dair hiçbir emare bulunmadığı, sanık .. ikrarı üzerine olay nedeniyle vicdan azabı duyan .. ve .. de benzer anlatımlarda bulunduğu, Mahkemece psikolojik rahatsızlığı nedeniyle beyanlarına itibar edilemediği belirtilen ..'ın, bu kabulün aksine beyanlarına itibar edilmemesini gerektirir tıbbi bir sebep bulunmadığı husususun Adli Tıp Kurumu Raporundan anlaşıldığı, kaldı ki .. anlatımı ve tedavi evraklarının içeriğinden, bu olaylardan sonra psikolojik tedavi görmeye başladığının da saptandığı nazara alındığında; Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesi önünde verilen 15.11.2009 tarihli ifadelerin içeriği, ..'ın 11.03.2013 tarihli oturumdaki beyanları, 2000 yılından bu yana maktüleyi gören olmaması, cesedin bulunması ve Adli Tıp uzmanlan tarafından otopsi yapılmasının mutlak şekilde zorunlu olmaması, maktüleyle ilgili ailesinin uzun yıllar içinde resmi makamlara hiç başvurusunun bulunmaması, anne ..'in 18.06.2010 tarihli oturumda mahkeme huzurunda kolluk ifadesini kabul etmesi, ..'ün 12.11.2009 tarihli anlatımı, olayın oluş biçimi karşısında sanıkların suçlarının sübuta erdiği ve 5237 sayılı TCK’nun 7/2 maddesi delaletiyle sanık .. hakkında 765 sayılı TCK'nun 64/2, 450/1-4, 31, 33, 5237 sayılı TCK'nun 38/1, 82/l-a,d,e,k, 53 maddelerinin, sanıklar .., .. ve .. haklarında ise 765 sayılı TCK'nun 64/1, 450/4, 31, 33, 5237 sayılı TCK'nun 37/1, 82/l-a,d,e,k, 53 maddeleri karşılaştırılarak lehe Yasanın belirlenmesi ve sanık .. hakkında 5237 sayılı TCK'nun 38/3 maddesinin tartışılması suretiyle ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, oluşa uygun düşmeyen gerekçeler ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraatlerine hükmedilmesi, Bozmayı gerektirmiş olup,  Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2014/2647 E., 2015/1750 K.
Karşıyaka 1.Ağır Ceza Mahkemesince 11/07/2011 tarih ve 2011/89 iddianamenin değerlendirme nosu ile “ öldürüldüğü ileri sürülen S...ın cesedi ele geçirilemediği, ölü muayene ve otopsisininde yapılmadığı, öldürüldüğü ileri sürülen S...'ın halen ölüp ölmediğinin belirlenemediği, öldürüldüğü ileri sürülen S...'ın nüfusta halen sağ olarak kayıtlı olduğu, bu durumda dosyadaki kanıtlarla dava açılmasının mümkün bulunmadığı gerekçe gösterilerek 5271 Sayılı Yasanın 170/4 md. Uygun düzenlenmeyen iddianamenin CMK 174/1-b maddesi uyarınca iadesine karar verildiği, Karşıyaka 2.Ağır Ceza Mahkemesince incelemeye tabi olan, Karşıyaka 1.Ağır Ceza Mahkemesinin iddianamenin iadesine ilişkin 08/07/2011 tarih ve 2011/275 nolu kararında, şüpheli Murat Sevim tarafından öldürüldüğü iddia olunan S...'ın cesedinin ele geçmediği, otopsisinin yapılmadığı, nüfusta sağ gözüktüğü, halen ölüp ölmediğinin belirlenemediği gerekçe gösterilmiştir. Konu ile ilgili yasa maddelerini gösterdikten sonra, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 08/07/2011 gün ve 2011/275 nolu iddianamesi incelendiğinde CMK 170 maddede gösterilen lüzumlu unsurların yerine getirildiği anlaşılmaktadır.Yargılamayı yapacak mahkeme,hazırlık soruşturması sırasında yapılan soruşturmayı yeterli görmediği taktirde , görülen aksaklıkları resen giderebilecek ve neticesi itibariyle bir değerlendirme yapabilecek durumdadır. Sadece maktulün cesedinin henüz bulunmadığı gerekçe gösterilerek sırf bu nedenle iade kararı verilmesi CMK 170 maddesi kapsamında değerlendirilemez. Zira, CMK 170/2 maddeye göre, Cumhuriyet savcısının kamu davası açması için yeterli şüphe bulunması yeterlidir. Kuvvetli şüphe aranmaz, somut olayda,, S...'ın halen kayıp olması da düşünüldüğünde şüpheli Murat'ın hiçbir zora dayalı olmayan ilk aşamadaki başvuru beyanı ile müdafii huzuru ile alınmış C.Savcısının ve sulh ceza hakimi huzurundaki ifadeleri karşısında iddianamenin CMK 174.maddesi gereğince iadesi doğru değildir.Bu itibarla; Karşıyaka 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2011 tarih ve 2011/1711 D.İş sayılı itirazın reddine dair kararının dayandığı gerekçe usule ve yasaya aykırı görüldüğünden, bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. YARGITAY 1. Ceza Dairesi Esas: 2013/1779 Karar: 2013/3908

Söz konusu yargıtay kararında da görüleceği üzere sadece maktulün cesedine ulaşılamaması iddianamenin iadesi nedeni değildir. Bu durumda maktule ulaşılamaması durumunda da kasten öldürme suçundan kamu davası açılabilecektir. Maktule hiçbir şekilde ulaşılamaması sanığın üzerine atılı kasten öldürme suçunun işlediğini ya da işlemediğini net bir şekilde ispat etmez. Masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın maktulü öldürdüğü ispat olunduğu zaman sanık hakkında kasten öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulabilir.

Sanıklar Aziz, Adem ve Ahmet hakkında maktul Lömen'i kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet ile sanıklar Veli ve Arife hakkında maktul Lömen'i kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükümlerinin incelemesinde;
1 ) Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulu'nun 14.06.2011 gün ve 2011/1-44/122 sayılı kararında açıklandığı üzere; sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zaafiyet yarattığı durumlarda sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiğinden, aynı öldürme olayının failleri olarak yargılanan ve yakın akraba olan sanıklar Aziz, Adem, Ahmet, Veli ve Arife'nin savunmalarına göre aralarında menfaat çatışması bulunduğu anlaşılmakla; sanıkların ayrı ayrı müdafiiler yerine aynı müdafii tarafından savunmalarının yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 152. maddelerine aykırı davranılması,
2 ) Sanıklar Aziz, Adem, Ahmet, Veli ve Arife tarafından kullanılan cep telefonu hatları ile yapılan aramalar ve kullanılan baz istasyonlarının belirlendiği anlaşılmakla, maktulün cesedinin bulunduğu yer ile sanıkların bulunduklarını iddia ettikleri yerlerdeki baz istasyonlarının suç tarihindeki konumları ve kapsama alanına ilişkin bilgilerin ilgili GSM operatörlerinden sorulmak suretiyle belirlenerek, maktul Lömen'in kaybolduğu 26.07.2009 günü saat: 01.30'dan itibaren cesedin bulunduğu 28.07.2009 günü saat:17.00 tarihine kadar geçen sürede sanıkların, maktulün bulunduğu bölgedeki baz istasyonu kapsama alanında görüşme yapıp yapmadıklarının bilirkişi marifetiyle tespiti yerine eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
3) Jandarma Genel Komutanlığı'nın 11.07.2011 tarih ve 2011/1762 uzmanlık nolu raporunda maktul Lömen’in evinin yakınında bulunan kendisine ait 42 N 8191 plaka sayılı aracın sağ ön koltuk alt kısmında bulunan peçete üzerinde tespit edilen lekenin DNA incelemesi sonucunda kan örneği alınan Kod A isimli şahsa ait olduğunun belirtilmesine rağmen, söz konusu ekspertiz rapor sonuçlarının gerekçeli kararda deliller kısmında gösterilmediği gibi DNA örneklerinin kime ait olduğu konusunda da herhangi bir belirleme yapılmadan, eksik delil değerlendirmesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Usule aykırı olup, sanıklar Aziz, Adem ve Ahmet müdafiilerinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesindeki temyiz itirazları ile Cumhuriyet Savcısı ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair cihetleri incelenmeksizin, öncelikle bu nedenlerle hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA),1. Ceza Dairesi 2013/3130 E. , 2013/5963 K.
Yerel mahkeme kararında da belirtildiği üzere maktulün, arkadaşı tanık Levent ile birlikte olaydan bir buçuk ay önce sanık Hüseyin’i darp etmeleri nedeniyle taraflar arasında oluşan bir husumet bulunduğu, ancak maktulün annesi katılan Fikriye başta olmak üzere bir kısım tanıkların anlatımına göre maktul ile sanık Hüseyin’in önceki olay sonrasında barıştıkları, hatta birkaç kere bir araya gelip birlikte eğlendikleri anlaşılmaktadır. Her nekadar yerel mahkeme tarafından sanık Hüseyin'in maktulden intikam almayı ve onu öldürmeyi planladığı, bu amaçla maktul ile barışmış gibi yaparak onun güvenini kazandığı, olay günüde maktule telefon ederek onu yanlarına çağırdığı ileri sürülmüş ise de, öncelikle dosyada bulunan telefon kayıtlarına göre sanık Hüseyin olay günü maktulü hiç aramamış, aksine maktul olay günü sanık Hüseyin'i telefonla aramış ve aynı gün bir de mesaj göndermiştir. Tüm bu hususlar gözönünde bulundurulduğunda, olay günü sanıklar ile maktul arasında, maktulün sanık Hüseyin'i darp etmesi nedeniyle açılan davada sanık Hüseyin'in şikayetini geri alıp almayacağı konusunda başlayan tartışma sonrasında sanıkların Erol 'yı tüfekle vurarak öldürdükleri anlaşılmakta olup, sanıkların Erol'u öldürmeye sebatla ve koşulsuz olarak ne zaman karar verdikleri, ulaştıkları ruhi sükûnete rağmen öldürme kararından vazgeçmeyip bu kararlarını icra ettikleri hususunda, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve mahkûmiyete yeterli kanıt dosya içerisinde bulunmamaktadır Ceza Genel Kurulu 2012/1-560E. 2012/227K.

Soruşturma evresi söz konusu kasten öldürme suçunda maktulden haber alınamaması üzerine başlayabilir. Bu husus da fail ya da failler ile maktul arasında geçmişte olan ya da anlık gelişen olaylar da kasten öldürme suçunda etkilidir.

 Ölüme kasten neden olunması veya ölümün saldırı sonucu meydana gelmesi hâlinde etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü ölüm olayı hakkında ceza soruşturması yürütülmesini gerektirir (Asya Göres ve diğerleri, § 74). Bu tür soruşturmanın Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmesi, soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, soruşturmanın veya sonuçlarının gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olması ve meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine gerekli olduğu ölçüde katılabilmesi gerekir (Salih Akkuş [1. B.], B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30;Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 99). Bununla birlikte etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi de yüklemez (Fatma Akın ve Mehmet Eren, § 98).(Başvuru Numarası: 2021/29944)
 Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39). Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).  Bireysel başvuruya konu olayda, başvurucunun kasten adam öldürme ve kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek suçlarını işlediği gerekçesiyle meslekten çıkarıldığı ve hakkında ceza davası açıldığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkındaki ceza yargısı ve idari yargı süreçlerinin eş zamanlı olarak yürütüldüğü ancak meslekten çıkarma işlemine karşı açılan idari davanın ceza yargılaması devam ederken sonuçlandığı, bir başka ifadeyle idare mahkemesi kararının verildiği tarihte başvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olmadığı görülmektedir. Bu itibarla somut olayda masumiyet karinesinin birinci yönünün sağladığı güvenceye uygun davranılması gerektiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, idare mahkemesinin iptal davası yönünden davanın reddine gerekçe olarak gösterdiği ceza mahkemesi kararlarının nihai olmadığını, hem idarenin işlemi hem de idare mahkemesi kararı kapsamında tek dayanağın ceza yargılaması sürecinde verilen karar olduğu durumda başvurucular hakkında devam eden bir yargılama sürecine dayanılarak, sanki yargılama tamamlanarak mahkûmiyet kararı kesinleşmiş gibi değerlendirilerek verilen ret kararı ile idare mahkemesinin erken çıkarımda bulunduğuna karar vermiştir. Bu doğrultuda, idare mahkemesinin iptal davasına ilişkin yargılama kapsamında kalan yetki sınırını masumiyet karinesini ihlal edecek şekilde aştığı sonuna ulaşılmıştır (B.S., B. No: 2020/8344, 26/7/2022, § 43-49, Serdar Taşcı, B. No: 2016/517, 23/6/2020, § 54-55).  Somut olayda başvurucunun meslekten çıkarılması kararına karşı açtığı davanın reddinin gerekçesinde Ağır Ceza Mahkemesi kararına dayanıldığı ve kararda başvurucunun fiillerinin sübuta erdiği ifadesine yer verildiği görülmüştür.  Başvurucu, başvuruya konu kararın gerekçesinde yer verilen Ağır Ceza Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından bozulduğunu belirtmiştir. Nitekim UYAP kayıtlarının incelenmesinden 19/1/2017 tarihli Mahkeme kararının gerekçesinde yer verilen Ağır Ceza Mahkemesinin 17/11/2015 tarihli kararının, Mahkeme kararının verildiği tarihte kesinleşmemiş olduğu görülmektedir. Bu karardaki başvurucuya ilişkin mahkûmiyet ve beraat kararlarının Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 15/10/2018 tarihli kararıyla (fazla ceza tayini, suçun nitelemesinde yanılgıya düşülmesi vs. sebeplerle) bozulduğu, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bozma kararına uyularak 11/11/2019 tarihli kararıyla başvurucu hakkında kasten adam öldürme ve kasten adam öldürmeye teşebbüs suçlarından verilen cezaların Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 9/11/2021 tarihli kararıyla onandığı anlaşılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesince 20/12/2021 tarihinde, başvurucu hakkındaki mahkumiyet kararlarının Yargıtay'ın onama kararıyla kesinleştiğine ilişkin kesinleşme şerhleri düşülmüştür. Başvurucunun meslekten çıkarılma sebebi ve Mahkemenin bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddinin gerekçesi başvurucunun kasten adam öldürme ve kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek suçlarını işlediğidir. Ancak Mahkemenin karar verdiği 19/1/2017 tarihinde başvurucunun anılan suçları işlediği yönünde kesinleşmiş bir mahkeme kararı yoktur. Başvurucu hakkında devam eden bir yargılama sürecine dayanılarak başvurucunun kasten adam öldürme ve kasten adam öldürmeye teşebbüs fiillerinin sübuta erdiği gerekçesiyle verilen ret kararı ile Mahkeme erken çıkarımda bulunmuştur. Burada masumiyet karinesinin ihlaline sebep olan husus, ceza yargılaması sonucu kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığı halde idari yargı yerlerince kullanılan "... davacının kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs fiileri subuta erdiğinden..." ifadesiyle başvurucunun suçlu sayılması hususudur. Bir başka deyişle idari yargı yeri başvurucunun suçluluğu hakkında erken çıkarımda bulunmuştur. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. (Başvuru Numarası: 2019/31489)

Ceset olmadan mahkumiyet hükmü kurulabilir mi ? Ceza yargısında itham edilen suç ispat edildiği zaman hiçbir şüphe ortada kalmadığı zaman mahkumiyet hükmü kurulabilmelidir. Failin maktulü iddia edildiği gibi öldürdüğü an zaman dilimi net bir şekilde tespit edilebilmeli ve iddia makamı tarafından da ispat edilebilmelidir. Örneğin maktul olduğu iddia edilen kişinin son görüştüğü kişiler CMK madde 135 uyarınca tespit edilebilir ifadeleri alınabilir. Ceset yoksa kasten öldürme suçu yoktur düşüncesi bu tarz olaylarda görülmektedir. Bir diğer önemli TCK ilgili madde de şudur.

Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme

Madde 281- (1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.

Maktulün olmamasının TCK da en yakın ilişkisi olduğu durum TCK madde 281 dir. Hiç şüphesiz ki maktul cansız beden de ceza yargılaması anlamında delildir.

Tek eylem nedeniyle iki ayrı suçtan dava açılıp her iki suçtan da ayrı ayrı hüküm kurularak beraat kararı verilemeyeceği hususu da dikkate alınarak; oluşa ve delillere göre, elde edilen delillerin adam öldürme suçundan hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmamakla beraber sanığın daha önce izinsiz taşıdığı 6136 sayılı Yasa kapsamına göre tabancasını ölene verdiği, bu tabancayla intihar eden ölenin yanına gittiğinde, kendi tabancasının kullanıldığını görmesi üzerine, öldürme fiilinin delili olan bu tabancayı olay yerinden alarak yok ettiği, böylece öldürme suçunun delillerini gizlemek ve yok etmek suçunu işlediği anlaşıldığı ve bu suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hem adam öldürme hem de suç delillerini gizlemek ve yok etmek suçundan beraatine karar verilmesi,T.C YARGITAY 1.CEZA DAİRESİ ESAS NO.2007/2235 KARAR NO.2008/5944 KARAR TARİHİ.15.07.2008

Kanatimizce sadece sanığın maktul için öldürdüm cinayet işlediği şeklinde beyanları da mahkumiyet yeterli değildir. Bu husus da TCK madde 283 ve TCK madde 270 de önemlidir.

Suçluyu kayırma

Madde 283- (1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.

Suç üstlenme

Madde 270- (1) Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi halinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.

İkrar ceza yargılamasında delildir. Ancak ikrar ceza yargılamasında mahkumiyeti otomatik olarak ispat etmemektedir. Maktüle ulaşılamıyorsa ve sanığında ikrarı varsa başka yan delillerin araştırılması şarttır. Cesedin hiçbir şekilde bulunamaması durumda söz konusu kasten öldürme suçunun mağduru olan kişi sonradan yaşayarak gelebilir ve bu durumda kasten öldürme suçundan mahkumiyet hükmü hukuka aykırı olacaktır. Mahkumiyet hükmünün hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kurulması hukuka ve adalet ilkeleri uyarınca şarttır. Ceset olmadığı durumda söz konusu maktülün nasıl hayatını kaybettiğinin ispat edilme zorunluluğu gündeme gelecektir. Her kaybolma vakasının otomatik olarak kasten öldürme suçu ile ilişkilendirmek mantıksız olacaktır.

Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesi ile Gözlem İhtisas Dairesi raporlarına göre akıl sağlığı yerinde olan sanığın, M.C. ile ilgili olarak öldürüldüğüne dair herhangi bir soruşturma bulunmaksızın kendiliğinden gelip, yetkili makamlara başvurarak itirafta bulunması, tüm aşamalarda müdafii huzurunda birbiriyle uyumlu olacak şekilde olayı anlatarak M.C.'i T. K.ile birlikte öldürdüklerini kabul etmesi, M.C.in işyerine geldiğini bildirdiği saat ile üzerinde bulunan kıyafetlere ilişkin söylediklerinin, maktulün eşinin anlatımları ile uyumlu olması, M. C.'in astsubay olarak görev yapmasından, Mersin İçel doğumlu olmasına kadar verdiği bilgilerin tamamının doğru olması, eylemi birlikte gerçekleştirdiklerini söylediği T.K. hakkında verdiği bilgilerin tamamının T.'ın kardeşi T... tarafından doğrulanması, sanığın anlatımda bulunmadığı takdirde ortaya çıkarılmasının mümkün görülmediği olayla ilgili olarak kendisini zorlayan herhangi bir dış etken olmaksızın yetkili makamlara başvurarak samimi bir şekilde itirafta bulunması, dosya içeriği itibariyle bir başkasının suçunu üstlenme halinin söz konusu olmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın, gerçekleştirilme şekli itibariyle kendisini vicdanen rahatsız ettiği ve etkisinden kurtulamadığı anlaşılan olayı, vicdanen rahatlamak amacıyla samimi bir şekilde anlatığının, dolayısıyla üzerine atılı kasten öldürme suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2013/1-59 E., 2013/302 K.

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, meşru savunma ve sınırın aşılması koşullarının oluşmadığı, suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik indirimi uygulanmasının ve belirlenen indirim oranının isabetli olduğu, otopsi raporuna göre, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar (femoral arter) yaralanmasından gelişen kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği, suça sürüklenen çocuğun bıçakla bir tanesi öldürücü nitelikte olmayan toplam iki adet bıçak darbesi ile maktulü sol uyluk ve sol kalça bölgelerinden yaraladığı, bu şekilde darbelerin yöneldiği vücut bölgeleri ve nitelikleri, bıçak darbe sayısı, olayın oluş şekli ile engel bir durum bulunmamasına rağmen suça sürüklenen çocuğun eylemine kendiliğinden son vermesi ve suça sürüklenen çocuğun elindeki bıçakla oluşturduğu kabul edilen maktuldeki toplam iki adet kesici delici alet yaralanmasından sadece birinin öldürücü nitelikte olması ile savunmanın aksine suça sürüklenen çocuğun öldürme kastı ile hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı kanıt bulunmaması hususları dikkate alındığında ortaya çıkan kast yaralamaya yönelik olup suç vasfının tayininde isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından ileri sürülen sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. T.C. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/8612 E., 2025/3476 K.
Dosya kapsamına göre; sanıkların maktul ...'u kafa, göğüs ve kol bölgelerinden aksi ispat olunamayan savunmalarına göre 5237 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında silahtan sayılan herhangi bir alet kullanmadan, el marifetiyle yaraladıkları, maktulün künt kafa travmasına bağlı burun kemiği kırığının yanı sıra darp sonucu beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar (menenjit) sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan olayda; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.03.2023 tarihli, 2022/1-571 Esas ve 2023/173 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; yumrukla gerçekleştirilen maktuldeki yaralanmaların, baş bölgesi haricinde hafif nitelik taşıması, baş bölgesindeki yaralanmaların ise kafa kubbe ve kaide kırığına yol açmaması nedeniyle ölüm sonucunu doğuracak nitelik ve niceliğe sahip olmaması, olayın gelişimine göre hedef seçme imkânı da olduğu anlaşılan sanıkların eylemlerine kendiliğinden son vererek 112 acil yardım hattını aramak suretiyle maktulü kurtarmaya yönelik çaba göstermeleri hususları birlikte değerlendirildiğide, sanıkların eylemlerine bağlı olarak ortaya çıkan kastlarının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca temel ceza tayininde alt ve üst sınırlar arasında üst sınıra yakın bir ceza belirlenmesi suretiyle kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan cezalandırılmaları yerine, yazılı şekilde suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu kasten öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, hukuka aykırılık bulunmuştur. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2022/2914 E.,2024/354 K.
Sanık ile mağdurun uzun süredir arkadaş olup, olay günü sanığın evinde bulundukları, ortak arkadaşları tanık Mehmet'in de yanlarında olduğu, birlikte yemek yiyip alkol aldıkları, ilerleyen saatlerde alkolün etkisiyle sanık ile mağdurun tartışmaya başladığı, mağdurun sanığa sinirlenerek eline aldığı bıçakla sanığın sırtından bir kez vurmak suretiyle yaraladığı, yaralanmanın minimal hemotoraks ve karaciğerde yaralanma sebebiyle hayati tehlikeye neden olduğu anlaşılmıştır. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, eksik inceleme bulunmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Sanık, mağdur ve tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamına göre; sanığın tartıştığı arkadaşı mağdura sinirlenerek bir bıçak darbesi ile yaraladığı, aralarında öldürmeyi gerektirecek husumet bulunmaması, mani hal olmadığı halde sanığın eylemine kendiliğinden son vermesi, mağdurun yaralandığının tanık tarafından görülmesi ile tanık ve mağdurun birlikte evden çıkıp hastaneye gittiklerinin anlaşılması karşısında; sanığın mağdura yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan hüküm kurulması ve sanığın kastının yoğunluğu, meydana gelen zarar birlikte değerlendirildiğinde 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesindeki ilkeler gözetilerek temel cezanın makul ölçüde alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/6389 E., 2025/2705 K.
Maktul ... ile arkadaşları olan tanıklar ... ve... ...’ın, gece saat 02.45 sıralarında sanık ...’in otopark görevlisi olarak çalışmakta olduğu bara gittikleri ve masalardan birine geçerek alkol alıp sohbet etmeye başladıkları, bir süre sonra tanık...’in barda günübirlik garsonluk yapan tanıklar ..., ..., ... ve ....'nin yanına giderek bardan birlikte çıkma teklifinde bulunması üzerine tanık Duygu’nun, tanık...’e “sen bizi ne sanıyorsun” diye bağırdığı, bu esnada barın içerisinde bulunan ve bu olaylara şahit olan sanık ...’in, tanıkların bulunduğu masaya gidip tanık...’i kulağından tutarak kaldırdığı, bunu gören maktul ...’nın o tarafa doğru yönelmesi üzerine sanığın maktulü eliyle itekleyerek yere düşürdüğü, bistro masalarından birinin de maktulün üzerine devrildiği, sanığın devrilen bistro masayı kaldırıp masanın üst tablasıyla maktulün kafasına bir kez vurduğu, kısa sürede ayağa kalkan maktulün sağ kulağından kan geldiği, maktul ve arkadaşlarının, iş yeri çalışanları ve sanık tarafından barın dışına çıkarıldıkları, sanığın otoparktaki araçların yanında elleri cebinde bulunan maktule sol eliyle şiddetli bir yumruk attığı, yere düşen ve kafasının arkasını yere çarpan maktulün baygın bir hâlde hastaneye kaldırıldığı, on dokuz gün yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamını yitirdiği olayda: sanığın, maktulün arkadaşı olan tanık...'in, garson kızlara sarkıntılık yaptığı düşüncesiyle...'i kulağından tutarak masadan kaldırdığı sırada kendilerine yönelen maktulü itekleyip yere düşürdükten sonra, maktulün üzerine devrilen bistro masasının üst tablasını kaldırıp maktulün kafasına vurması, ayağa kalkan maktulü dışarı çıkardıktan sonra kulağından kan gelmekte olduğunu görmesine rağmen bu kez de maktulün başına yumruk atarak düşmesine ve başını yere çarpmasına neden olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, hedef alınan vücut bölgesi, darbe adedi ve şiddeti, kullanılan aletin elverişliliği, sanığın, bar içerisinde yere düşürdüğü maktule masanın üst tarafıyla vurup kulağından kan geldiğini gördüğü hâlde dışarıya çıktığında da eylemine devam ederek maktulün başına yumruk atması nedeniyle, kastının öldürmeye yönelik olduğu ve eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1029 E., 2018/38 K.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, meşru savunma ve sınırın aşılması koşullarının oluşmadığı, suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik indirimi uygulanmasının ve belirlenen indirim oranının isabetli olduğu, otopsi raporuna göre, kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar (femoral arter) yaralanmasından gelişen kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği, suça sürüklenen çocuğun bıçakla bir tanesi öldürücü nitelikte olmayan toplam iki adet bıçak darbesi ile maktulü sol uyluk ve sol kalça bölgelerinden yaraladığı, bu şekilde darbelerin yöneldiği vücut bölgeleri ve nitelikleri, bıçak darbe sayısı, olayın oluş şekli ile engel bir durum bulunmamasına rağmen suça sürüklenen çocuğun eylemine kendiliğinden son vermesi ve suça sürüklenen çocuğun elindeki bıçakla oluşturduğu kabul edilen maktuldeki toplam iki adet kesici delici alet yaralanmasından sadece birinin öldürücü nitelikte olması ile savunmanın aksine suça sürüklenen çocuğun öldürme kastı ile hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı kanıt bulunmaması hususları dikkate alındığında ortaya çıkan kast yaralamaya yönelik olup suç vasfının tayininde isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından ileri sürülen sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/8612 E., 2025/3476 K.

Uygulamada kasten yaralama , kasten öldürme , ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu anlamında karışıklık olduğu görülmektedir. Her somut olayda failin kastı belirlenmeli darbe sayısı darbe yerleri de dikkate alınarak ilgili suçlar tespit edilmelidir.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
Madde 87- (1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde dört yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde altı yıldan az olamaz.
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde altı yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde dokuz yıldan az olamaz. Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.
(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde on yıldan ondört yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise ondört yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Sanık ile mağdurun uzun süredir arkadaş olup, olay günü sanığın evinde bulundukları, ortak arkadaşları tanık Mehmet'in de yanlarında olduğu, birlikte yemek yiyip alkol aldıkları, ilerleyen saatlerde alkolün etkisiyle sanık ile mağdurun tartışmaya başladığı, mağdurun sanığa sinirlenerek eline aldığı bıçakla sanığın sırtından bir kez vurmak suretiyle yaraladığı, yaralanmanın minimal hemotoraks ve karaciğerde yaralanma sebebiyle hayati tehlikeye neden olduğu anlaşılmıştır.  Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, eksik inceleme bulunmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. .Sanık, mağdur ve tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamına göre; sanığın tartıştığı arkadaşı mağdura sinirlenerek bir bıçak darbesi ile yaraladığı, aralarında öldürmeyi gerektirecek husumet bulunmaması, mani hal olmadığı halde sanığın eylemine kendiliğinden son vermesi, mağdurun yaralandığının tanık tarafından görülmesi ile tanık ve mağdurun birlikte evden çıkıp hastaneye gittiklerinin anlaşılması karşısında; sanığın mağdura yönelik eylemi nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan hüküm kurulması ve sanığın kastının yoğunluğu, meydana gelen zarar birlikte değerlendirildiğinde 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesindeki ilkeler gözetilerek temel cezanın makul ölçüde alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/6389 E., 2025/2705 K.
Olay günü, gece saat 02.30 sıralarında alkol alarak dolaşmakta olan sanık ile ...'ın Alanya iskelesinde karşılaştıkları, sanığın tartışmaya başladığı ....'ın yüzüne yumrukla vurması sonucu kavga çıktığı, ....'ın arkadaşları olan mağdur ile tanık ...'in kavgaya müdahale ettikleri sırada, sanığın üzerinde taşıdığı bıçağı çıkarıp sallamaya başladığı, bu esnada mağdurun batın üst bölgesine isabet eden tek bıçak darbesi sonucu karaciğer ve midesinden yaralanarak yaşamsal tehlike geçirdiği, yaşanan kavganın polis memurlarının gelmesi ile sona erdiği anlaşılan olayda; mağdurla aralarında husumet bulunmayan sanığın ani gelişen hareketli kavga ortamında mağdurun hayati bölgesine bilerek ve isteyerek vurduğuna ilişkin kesin bir belirlemenin yapılamayışı, mağdurda tek bıçak darbesinin bulunması, mağdurun dahil olduğu tarafın sayıca daha üstün olduğu karşılıklı kavgada sanığın mağdura vurduğu ilk darbe sonrasında öldürmeye yönelik sonucu elde ettiğini belirlemesinin mümkün olmayışı, oluşan yaralanma sonrasında sanığın eylemini devam ettirmek istediğini gösterir kesin delillere ulaşılamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin kasten yaralama olarak kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanığın kasten yaralama suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmü ve bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararı isabetli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Ceza Genel Kurulu 2016/843 E. , 2016/379 K.
Maktulün sanığın amcası olduğu ve aralarında, dedelerinden miras kalan arsadan kaynaklı hukukî ihtilaf dışında husumet bulunmadığı, 06.11.2019 tarihinde sanığın 16 A.Y 4.. plaka sayılı aracıyla seyir hâlindeyken saat 22.40 sıralarında Ekonomini Market önünde alkollü olan maktulle karşılaştığı ve maktulü eve bırakma gayesi ile aracına aldığı, adı geçenlerin tanık ...’ın işlettiği büfeden bira aldıkları, araçla bir süre gezdikten sonra sanığın terminal arkasındaki ıssız bir alanda aracını durdurduğu, alkollü de olan sanığın bilinmeyen bir sebepten dolayı sinirlenerek yumrukla veya kült bir cisimle maktulün kafa bölgesine, yüzüne ve göğsüne birçok kez vurduğu, daha sonra yolda bulduğunu savunduğu maktulü aracı ile saat 04.40 sıralarında Karadeniz Devlet Hastanesine götürdüğü ve sağlık görevlilerinden yardım istediği, kalp damar hastalığı da bulunan 2.02 promil alkollü olup eks olarak hastaneye getirilen maktulün bütün müdahalelere rağmen küt kafa travmasına bağlı beyin kanaması nedeniyle öldüğü olayda;
Sanık savunması ve katılan beyanları dikkate alındığında, tarafların dedelerinden miras kalan arsadan kaynaklanan ihtilafın öldürmeyi gerektirecek derecede bir husumet boyutunda bulunmaması, bu hususun, maktulün kendisiyle aynı araca binmeyi ve birlikte alkol almayı kabul ettiğine ilişkin aksi kanıtlanamayan sanık savunmasıyla örtüşmesi, küt bir cisim ve yumrukla gerçekleştirilen maktuldeki yaralanmaların, baş bölgesi haricinde, hafif nitelik taşıması, baş bölgesindeki yaralanmaların ise kafa kubbe ve kaide kırığına yol açmaması nedeniyle ölüm sonucunu doğuracak nitelik ve niceliğe sahip olmaması, olayın gelişimine göre hedef seçme imkânı da olduğu anlaşılan sanığın eylemine kendiliğinden son vererek tanık beyanlarına göre maktulü hastaneye götürmek suretiyle maktulü kurtarmaya yönelik çaba göstermesi hususları birlikte değerlendirildiğide, sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/571 E., 2023/173 K.
5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nun 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nun 86. maddesinin 1. veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nun 87/4. maddesinin uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nun 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nun 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O halde, mağdurun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Bu nedenle, anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır. Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir. Diğer yandan, taksirli suçlarda gerçekleştirilen haksızlıklarda da fail iradi davranmakta, ancak öngörülebilir olan neticeyi öngöremeyerek meydana gelmesine neden olmaktadır. Öngörülemeyen bu neticenin meydana gelmesine failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sebep olmakta, dolayısıyla taksirli suçun haksızlık unsurunu, dikkat ve özen yükümlüğünün ihlali oluşturmaktadır. 5237 sayılı Kanunun getirdiği sistemde, taksirli haksızlıktan dolayı sorumluluk için fail kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu şartlar altında, objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek halde olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır. Taksir, öğretide; failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içerisinde olmadan ve fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi hali olarak tanımlanmıştır. (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 1. Bası, Beta Yayınevi, İstanbul 1989 c.2, s. 329; Turan Tufan Yüce, Turhan Kitabevi, Ankara 1985 Ceza Hukukunun Temel Kavramları, s. 59;
Uygulamada ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında belirtildiği üzere taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, annesinin arkasına saklanan kızına vurmak istediği sırada kontrolsüz biçimde savurduğu yumruğun karşısında bulunan annesinin isabet alarak yaralanabileceğini bilmesine rağmen hareketine devam ederek şiddetli bir şekilde savurduğu yumruğun başına isabet etmesi sonucu yaralanan maktulenin kaldırıldığı hastanede 13 gün sonra aldığı bu darbeye bağlı olarak öldüğü, maktulenin başının arka kısmına isabet eden bu darbenin TCK'nun 86/1. maddesi kapsamında basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği ve yaşamını tehlikeye soktuğu anlaşıldığından, kızını darp etmek suretiyle yaralamak isteyen ancak aralarında bulunan maktulenin de isabet alarak yaralanabileceğini bildiği halde sert bir şekilde savurduğu yumruğunun maktuleye isabeti sonucu yaralanmasına neden olan sanığın kasten hareket ettiğinin kabulü gerekir. Maktulenin yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikli olması ve ölüm ile sanığın eylemi arasında doğrudan illiyet bağının bulunması karşısında, TCK'nun 86/3. maddesi yollamasıyla aynı kanunun 87/4. maddesi uyarınca hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle, suçun kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olarak nitelendirilmesine ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece onanmasına karar verilmesi isabetli olup, olayda TCK'nun 85/1. maddesinin uygulanma şartları bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi N.M.;"Sanık hakkında kastın aşılması suretiyle öldürme suçundan TCK’nın 87/4. maddesi uyarınca mahkumiyet kararı verilmiştir.
Sanık kızına bir tokat atmış, ancak oğlunu engellemek isteyen araya giren anneye gelen tokat ölüme yol açmıştır.
TCK' nın 23. maddesine göre netice sebebiyle ağırlaşmış suçtan söz edebilmek için, bir fiilin:
1- Kasten başlamış olması,
2- Kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna yol açması,
3- Kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için kasten gerçekleştirilen ilk hareket ile kasten işlendiği saptanamayan sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
4- Kişinin, oluşan ağır ya da başka netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
Kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet verilmesinden söz edebilmek için failin, TCK'daki herhangi bir madde metninde netice sebebiyle ağırlaşmış hal olarak öngörülen, neticeyi kastederek ve hedefleyerek hareketini gerçekleştirmemiş olması şarttır. Zira fail, TCK'da ağır ve başka bir sonuç olarak öngörülen neticeyi kastederek eylemini gerçekleştirmişse, bu takdirde, 23. maddedeki kastedilenden daha ağır ya da başka sonuçtan değil, kastedilen sonuçtan söz edilebilir.
Kastedilen sonuç gerçekleştirilmişse bu, netice sebebiyle ağırlaşmış hal olarak ifade edilemez. Örneğin, bir kimsenin bıçakla burnunun, kulağının kesilmesi, kolunun bükülerek kırılması, yüzüne falçata atılarak kalıcı ve sabit iz bırakılması, kezzap dökülerek yüzünün sürekli değişikliğine yol açılması ve benzer hallerde doğrudan sonuca yönelinmiştir. Bu sonuçlar, her ne kadar TCK'nın "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" başlığı altındaki 87. maddede öngörülmüş ise de, failin yaralama kastı doğrudan bu sonuçlara dönüktür. Dolayısıyla 23. maddede öngörülen "bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi" hali değil, "kasten" bu sonuçlara yönelik bir fiilin işlenmesi söz konusudur ve bu durumda 21. madde hükümleri uygulanmalı, bu sonuca yol açan fail kasten; yaralamadan cezalandırılmalıdır. Bu nedenledir ki, gerçekleşmiş ağır veya başka sonuç bakımından 23. madde uyarınca failin en azından taksir düzeyinde bir sorumluluğu olup olmadığı araştırılır. Taksir düzeyinde dahi bir sorumluluğu yoksa gerçekleşmiş sonuçtan değil, kasten işlediği ilk hareketi suç oluşturuyorsa bu eyleminden cezalandırılır. Hemofili hastası olduğunu bilmediği kişiyi yaralayan failin, bilmediği ve sebebiyet verdiği ölüm sonucundan taksirle dahi sorumlu tutulamaması bu nedene dayanır. Zira meydana gelen ölüme ilişkin taksirinden, özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışından söz edilememektedir. Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda sorumluluk ve kusurluluk, her ne kadar uygulamada, failler, taksir düzeyinde bir kusuru varsa gerçekleşmiş olan ağır ve başka sonuçtan kasten bu neticeyi işlemiş gibi sorumlu tutulmakta iseler de, bu 23. maddenin hükmüne de, düzenleniş amacına da aykırı, suçta ve cezada objektif sorumluluk uygulamasının devamı niteliğinde bir kabuldür. 23. maddenin gerekçesine de, sübjektif sorumluluk ve herkesin sebep olduğu sonuçtan kusuru kadar sorumlu tutulması gerektiği ilkesine dayanan netice sebebiyle ağırlaşmış suç hükmüne de aykırıdır. 23. madde hükmü dikkatle incelendiğinde ve uygulanma koşulları araştırıldığında varılacak sonuç, bu hüküm gereği, failin işlemeyi kastettiği eylemin, daha ağır ve başka bir sonuca neden olması ve kusur sorumluluğunun, ancak ve ancak, taksir-bilinçli taksir ya da olası kast düzeyinde olabileceğidir. Zira fail gerçekleşen sonucu işlemeyi hedeflediyse, bu kastedilenden başka ve ağır bir sonuç değil, kastedilen sonuç olacaktır ve netice sebebiyle ağırlaşmış bir halden söz edilemeyecektir. Bir kimsenin "dikkat ve özen yükümüne aykırı hareketi sonucunda" neticeyi öngörmemesi ve taksiri ya da "dikkat ve özen yükümüne aykırı hareketi bilinçli olarak gerçekleştirmesi nedeniyle" bilinçli taksiri ile ölüm ya da yaralanmaya yol açması durumunda, TCK'nın 23. maddesinin uygulanmasından söz edilemez. Zira, ilk hareket kasten başlamamış, taksir ya da bilinçli taksir düzeyindeki kusur, yaralanma ya da ölüme neden olmuştur. Kastedilenden daha ağır ya da başka bir sonucun meydana gelebilmesi için, ilk hareketin kasten başlamış olmasına ihtiyaç vardır. TCK’nın 87/4. maddesinde, kasten yaralamanın, ölüme neden olması, halinde, 86. maddenin 1. fıkrasındaki gibi asit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek surette işlenen bir yaralama eyleminin ölüme neden olması cezalandırılmıştır. Örneğin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek surette yaralanmaya yol açabilecek bir eylem neticesinde ölüm meydana gelmişse, (kasten basit itekleme sonucunda ayağı kayıp ölen, kalp hastası olduğunu bildiği halde bir tokat atma sonucu tetiklenen kalp rahatsızlığı sonucu hayatını kaybeden kişilerde olduğu gibi) 87/4. maddesi hükmü uygulanamayacak, 23. madde göndermesi ile, meydana gelen sonuçtan fail, en azından taksiri ya da bilinçli taksiri varsa, taksir ya da bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılacaktır. Diğer deyişle netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, ilk hareketin kasten gerçekleştirilmiş olması nedeniyle, failin yol açtığı ağır ve başka sonuçtan da kasten cezalandırılması değil, ağır ve başka sonuca ilişkin kusurluluğu araştırılmalı, en azından taksiri dahi yoksa cezalandırılmayacağı, belki ilk kasti eyleminden sorumlu tutulacağı gözden uzak tutulmamalı, kusur sorumluluğunun ise, taksir, bilinçli taksir ya da olası kastla sınırlı tutulması gerektiği unutulmamalıdır. Zira fail gerçekleşmiş bulunan ağır sonucu kastetmemiştir, ancak bu ağır ve başka sonuca ilişkin taksir, bilinçli taksir veya olası kastla hareket etmiştir. 23. madde hükmünde de, "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice; bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir." denilmek suretiyle açıkça bu ifade edilmektedir. İnceleme konusu dosyada, fail, öfkelendiği kızına kasten vurmak istemiş, ancak kızının çekilmesi nedeniyle ayırmak için araya giren kendi annesine vurmak suretiyle ölümüne neden olmuştur. Ölende meydana gelen yaralanma bulguları, kunt kafa ve boyun travmasına bağlı medulla spinalis doku harabiyeti sonucu ölüm biçimindedir. Failin kızına attığı tokat, araya girmiş bulunan ve ölenin durumuna göre, ense-boyun kısmına tesadüf eden darbe niteliği taşımaktadır. Kızı, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralansa ve sonucunda ölüm meydana gelseydi, TCK'nın, 87/4 maddesi uygulanabilirdi. Ancak, failin kızına vurması sırasında annesinin, araya girebileceğini dikkat ve özen yükümüne aykırı davranışı nedeniyle öngörememesinden kaynaklanan taksir kusurluluğudur. Annesine yönelik kasten başlamış bir yaralama eylemi mevcut değildir. Buna karşın hedefte sapma söz konusudur; fail, vurmak istediği kişiye değil araya girene eylemini gerçekleştirmiştir. Gerçekleşen sonuç bakımından öleni yaralama kastı ve bu kastın aşılması, olası kastı ya da bilinçli taksiri değil, yalnızca taksiri mevcuttur. Bu olayda hedefte sapma nedeniyle failin doğrudan kastla sonuca yol açtığı düşüncesine dayanan yaklaşımın, kanaatimizce, TCK'nın 23. maddesinde öngörülen kastedilen fiilden daha ağır veya başka sonuç olarak tarif edilebilecek sübjektif sorumluluk ve failin suçun oluşmasındaki kusuru kadar cezalandırılması değil, kişinin her ne olursa olsun, sebep olduğu sonuçtan sorumlu tutulması gerektiği ilkesine dayanan ve 765 sayılı TCK hükümlerine uygun olan objektif sorumluluk ilkeleri ile uyuştuğu söylenebilir.Açıkladığım gerekçelerle, sayın çoğunluğun, kızına vurduğu sırada, araya giren annesinin ölümüne yol açma eyleminde TCK'nın 23. maddesi göndermesi ile 85/1. maddesi yerine, 87/4. maddesinin uygulanması gerektiği düşüncesini taşıyan görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.02.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. YARGITAY CEZA GENEL KURULU 2013/765 E 2014/92K